padişahın himmetiyle arkasında bir ordunun manevî kuvveti toplanabilir, o manevî kuvvetle savaş meydanına atılır. Ta ki düşmanın mağlup ordusunun içinde şahın büyük bir mareşaline rastlar. Kendi padişahı adına, “Seni esir ediyorum, gel!” der, o mareşali esir eder, getirir. Bu halin sırrı ve hikmeti şudur:
Başıbozuk olan birinci kardeş, kuvvet kaynağını ve teçhizatını kendisi taşımaya mecbur kaldığı için ancak gayet basit işler görebilir. Memur olan şu kardeş ise kendi kuvvet kaynağını taşımaya mecbur değildir. Belki onu, ordu ve padişah taşıyor. Telgraf ve telefon makinesini mevcut hatlara küçük bir telle bağlamak gibi, şu adam bu şekilde kendini o sonsuz kuvvete bağlar.
İşte – –وَلِلّٰهِ الْمَثَلُ الْأَعْلٰى eğer her varlık, her zerre doğrudan doğruya Vahid ve Ehad Yaratıcıya isnat edilse ve bağlansa, o bağın kuvvetiyle ve efendisinin kudretiyle, emriyle karınca Firavun’un sarayını başına yıkar, onu baş aşağı düşürür.. sinek Nemrut’u gebertip cehenneme yollar.. bir mikrop en zorba zalimi mezara sokar.. buğday tanesi kadar çam çekirdeği, dağ gibi bir çam ağacının tezgâhı ve makinesi hükmüne geçer.. havanın zerresi bütün çiçeklerin ve meyvelerin ayrı ayrı işlerinde, meydana gelmelerinde muntazaman, güzelce çalışabilir. Bütün bu kolaylık, açıkça görüldüğü üzere, memuriyetten ve o bağdan ileri geliyor. Eğer iş başıbozukluğa dönerse, sebeplere, çok sayıda sözde yaratıcıya ve kendi kendilerine bırakılıp şirk yolunda gidilirse, o vakit her şey ancak kendi büyüklüğü ve şuuru kadar iş görebilir.
Üçüncü Temsil
Mesela iki arkadaş var. Hiç görmedikleri bir memleket hakkında istatistikli bir tür coğrafya kitabı yazmak istiyorlar.
Biri, o memleketin padişahına mensup olur, telgraf ve telefon dairesine girer. On paralık bir telle kendi telefonunu devletin hattına bağlar. Her yerle görüşür, haberleşir, her yerden bilgi alır. Coğrafya istatistiğine dair gayet düzgün, mükemmel ve sanatkârca bir eser yazar.
Arkadaşı ise ya elli sene sürekli gezecek ve her yeri zorlukla görüp
Dipnotlar
- Bkz. İbni Kesîr, el-Bidâye 1/149.