İçeriğe geç

Bu büyük ve yüce hakikatlerin izahını başka Söz’lere havale edip bir vaat üzerine, şimdilik kısa bir özet halinde, iki “Makam” ve bir “Mukaddime” ile şu cümleye fihrist mahiyetinde bir giriş yapacağız.

Mukaddime

Kesinlikle bil ki,

Yaratılışın en yüksek gayesi ve fıtratın en yüce neticesi Allah’a

imandır.

İnsanlığın en yüksek mertebesi ve en büyük makamı, Allah’a iman içindeki marifetullahtır.

Cinlerin ve insanların en parlak saadeti ve en tatlı nimeti, o marifetullah içindeki muhabbetullah, yani Allah sevgisidir.

Ve insan ruhu için en hâlis saadet, insan kalbi için en saf sevinç o muhabbetullah içindeki ruhanî lezzettir...

Evet, hakiki saadet, hâlis sevinç, şirin nimet ve saf lezzet elbette Allah’ı tanımakta ve O’nu sevmektedir. Onlar, bunlarsız olamaz. Cenâb-ı Hakk’ı tanıyan ve seven ya potansiyel olarak ya da bilfiil, sonsuz saadete, nimete, nura ve sırlara erişir. O’nu gerçekten tanımayan, sevmeyen, maddî-manevî sonsuz bedbahtlığa, elemlere ve evhama düşer.

Evet, aciz, miskin bir insan şu perişan dünyada, avare insanlık içinde, neticesiz bir hayatta, sahipsiz, koruyucusuz bir halde bütün dünyanın sultanı da olsa kaç para eder? İşte insan, şu avare beşer içinde, perişan ve fâni dünyada sahibini tanımazsa, mâlikini bulmazsa ne kadar çaresiz ve sersem olduğunu herkes anlar. Eğer sahibini bulsa, tanısa O’nun rahmetine sığınır, kudretine dayanır. Korku ve yalnızlık hissi veren dünya o insan için bir seyir yerine döner ve bir ticarethane olur.

Birinci Makam

Şu tevhid cümlesinin on bir kelimesinin her birinde bir müjde var. Ve her müjdede bir şifa, o şifalarda da manevî birer lezzet bulunur.

291