varlıklar acizlikleriyle Sâni’in kudretine, fakrları ile zenginliğine ayna olur. Aynen öyle de, fânilikleriyle O’nun bekâsına aynadırlar. Evet, yeryüzünün ve yeryüzündeki ağaçların kış mevsiminde görülen fakir vaziyetleri ve baharda parlaklık saçan servet ve zenginlikleri –kesin bir şekilde– bir Kadîr-i Mutlak’ın, tükenmez zenginlik sahibi bir Ganî’nin kudretine ve rahmetine aynalık eder. Bütün varlıklar – âdeta hal diliyle– Veysel Karanî gibi şöyle yakarır, der ki:
“Ey İlahımız! Rabbimiz Sensin! Çünkü biz kuluz. Nefsimizi terbiye etmekten aciziz. Demek bizi terbiye eden Sensin...
Hem Sensin Hâlık! Çünkü biz mahlûkuz, yapılıyoruz…
Hem Rezzak Sensin! Çünkü biz rızka muhtacız, elimiz ona yetişmiyor. Demek bizi yapan ve rızkımızı veren Sensin...
Hem Sensin Mâlik! Çünkü biz kuluz. Bizde bizden başkası tasarruf ediyor. Demek Mâlikimiz Sensin...
Hem sen Aziz’sin, izzet ve büyüklük sahibisin! Biz düşkünlüğümüze bakıyoruz, üstümüzde bir izzetin cilveleri var. Demek Senin izzetinin aynasıyız…
Hem Sensin mutlak, tükenmez zenginlik sahibi Ganî! Çünkü biz fakiriz. Fakrımızın eline, ulaşamadığı bir servet veriliyor. Demek Ganî ve veren Sensin...
Hem Sen Hayy ve Bâki’sin! Çünkü biz ölüyoruz. Ölmemizde ve dirilmemizde daimî bir hayat vericinin cilvesini görüyoruz…
Hem Sen Bâki’sin! Çünkü biz fâniliğimizde, gelip geçici oluşumuzda Senin sonsuzluğunu ve bekânı görüyoruz…
Hem cevap veren, hediye eden ve lütuf bahşeden Sensin! Çünkü biz bütün varlıklar, sözlerimizle ve hal dilimizle daima haykırıp istiyor, niyaz edip yalvarıyoruz. Arzularımız yerine geliyor, istediklerimiz veriliyor. Demek bize cevap veren Sensin!..”
İşte bunun gibi, büyük-küçük her bir varlığın, Veysel Karanî misali manevî yakarış suretinde birer aynalık vazifesi var. Acizlikleri, fakr ve kusurlarıyla Allah’ın kudretini ve kemâlini ilan ediyorlar.
Dokuzuncu Kelime
بِيَدِهِ الْخَيْرُ Yani bütün hayırlar O’nun elinde, bütün iyilikler O’nun defterinde, bütün ihsanlar O’nun hazinesindedir. Öyleyse hayır isteyen