İçeriğe geç

geciktirmeden, kusursuz bir intizamla, tam bir denge ve ölçüyle, vakti vaktine besliyor. Farklı erzaklarını, elbiselerini, silahlarını vererek, ayrı ayrı talim yaptırarak onları tek tek terhis ediyor. Bunu, gözü bulunan bizzat görür ve kalbi olan, gözüyle görmüş gibi tasdik eder.

İşte hiç mümkün müdür ki, şu hayat verme fiiline ve idareye, şu yetiştirip beslemeye, o orduyu bütün halleriyle ve işleriyle kuşatan bir ilmin ve bütün ihtiyaçlarıyla idare eden mutlak bir kudretin sahibinden başkası karışabilsin, müdahale edebilsin, bunda hissesi olsun!.. Yüz binlerce hâşâ!

Mâlumdur ki, bir taburda on milletten asker bulunsa, onların ayrı ayrı teçhizatını vermek on taburunkini vermek kadar güç olduğundan, aciz insanlar ister istemez bir tek tarzda teçhizat hazırlamaya mecbur kalırlar. Halbuki Hayy-ı Kayyûm, şu muhteşem ordusu içinde, hayat için gerekli donanımı üç yüz binden fazla canlı türüne ayrı ayrı veriyor. Hem zahmetsiz, kolay bir tarzda, hafif bir şekilde, gayet hikmetle ve intizamı gözeterek dağıtıyor. Ve koca orduya, bir tek dille وَهُوَ الَّذِي يُحْي۪ dedirtip kâinat mescidinde o büyük cemaate,

اَللّٰهُ لٓا إِلٰـهَ إِلَّا هُوَۚ الْحَيُّ الْقَيُّومُۚ لَا تَأْخُذُهُ سِنَةٌ وَلَا نَوْمٌ... الخ

ayetini okutuyor.

Yedinci Kelime

وَيُمِيتُ Yani, ölümü veren O’dur. Hayatı veren O olduğu gibi, hayatı alan ve ölümü veren de yine O’dur.

Evet, ölüm yalnız tahrip ve sönmek değildir ki sebeplere verilsin, tabiata havale edilsin. Aksine, nasıl bir tohum görünüşte ölüp çürüyor, fakat içyüzünde bir sümbülün hayatına ve yoğrulup hazırlanmasına vesile oluyor, yani basit tohumluk hayatından küllî sümbül hayatına geçiyor. Aynı şekilde ölüm de bir çözülüp dağılma ve yokluğa gidiş gibi göründüğü halde, hakikatte insan için bâki hayata bir unvan, giriş ve başlangıç oluyor. Öyleyse hayatı veren ve idare eden Kadîr-i Mutlak, elbette ölümü de yaratandır.

310