İskender, peygamberleri hatırlatan irşadıyla, gaddarların yağmacılığına ve zalim kavimlerle mazlum milletler arasında engel olsun diye meşhur Çin Seddi’ni yapmıştır. Aynen bunun gibi, meşhur Büyük İskender gibi farklı cihangirler ve kuvvetli padişahlar maddî yönden; insanlık âleminin manevî padişahları olan bazı peygamberler ve kutub zâtlar da manevî yönden ve irşad yolunda Zülkarneyn’in arkasından gidip ona uyarak mazlumları zalimlerden kurtaracak mühim bir çare olan dağlar arasında setler, sonra dağ başlarında kaleler kurmuşlar. Ya bizzat maddî kuvvetleriyle ya da irşad ve tedbirleriyle onları tesis etmişler. Sonra şehirlerin etrafında surlar, ortalarında kaleler, son çare olan kırk ikilik toplar ve seyyar kaleler gibi büyük savaş gemileri yapmışlar. Hatta Kur’an lisanıyla Yecüc ve Mecüc’ün, bir başka tabirle tarihte Mançur ve Moğol denilen, insanlık âlemini birkaç defa yerle bir eden, Himalaya Dağları’nın arkasından çıkıp doğudan batıya kadar her şeyi yakıp yıkan vahşi ve yağmacı milletlerin Hint ve Çin topraklarındaki mazlum kavimlere saldırılarını durdurmak için Himalaya sıradağlarına yakın iki dağın arasında yeryüzünün en meşhur seddi olan, birkaç günlük mesafe uzunluğundaki Çin Seddi’ni yapmış ve o vahşi kavimlerin sayısız hücumuna çok zaman mâni olmuşlar.
Aynen öyle de, Kafkas Dağları’nda Derbent yönünde yine çapulcu, yağmacı Tatar kavminin saldırılarını durdurmak için eski İran padişahlarının himmetiyle, Zülkarneyn’in yaptığı gibi setler kurulmuştur. Bu türden pek çok set var. Kur’an-ı Hakîm bütün insanlıkla konuştuğu için görünüşte bir tek hadiseyi zikretse de bütün benzer hadiseleri hatırlatıyor. İşte bu sebeple Zülkarneyn’in seddine ve Yecüc-Mecüc’e dair rivayetlerle tefsircilerin sözleri örtüşmüyor.
Hem Kur’an-ı Hakîm, kelimeleri arasındaki münasebetler yönüyle bir hadiseden bir başka uzak hadiseye geçer. Bu münasebetleri düşünmeyen, iki hadisenin zamanlarını birbirine yakın zanneder. İşte Kur’an’ın, seddin yıkılışının ardından kıyametin kopacağını haber vermesi, zaman olarak yakınlıklarından değil, ifadeler arasındaki münasebeti bildiren iki nükte sebebiyledir. Yani, “Bu set nasıl yıkıldıysa dünya da öyle sona erecek.” demektir. Ayrıca, “Nasıl ki tabii ve ilahî
Dipnotlar
- Haşiye: Yeryüzünde zamanla dağ şeklini almış, tanınmayacak bir hale gelmiş birçok sunî set vardır.