Efendimiz’in nâm-ı celîli geçtiği zaman, tabiatımızda mutlaka bir heyecan olmalı, bir ihtizaz olmalı. Eğer bu yoksa ve mesele kuru sözlerle anlatılıyorsa, İnsanlığın İftihar Tablosu doğru şekilde anlatılamıyor demektir. Camide de bu hâl çoğu zaman boş geçiyor. Orada sadece nâm-ı celîli “Muhammedî” geçtiğinde “sallallahu aleyhi ve sellem” deyip elini göğsüne koyma gibi şekil ve suretler çok fazla bir şey ifade etmiyor.
Kaç insan orada gerçekten heyecandan kendinden geçiyor? Kaç kişinin kalbi bu heyecana dayanamayıp sarsılıyor? Böyle bir durum neredeyse yok. Efendimiz’e karşı heyecan duyan insan kalmamış gibi. Çünkü anlatan kişide de heyecan yok. Sadece bağırıyor, sesi yükseltiyor ama bu, kalpten gelen bir coşku değil.
Camilerde de bu mesele sönmüş durumda. Bu yüzden yeniden bir Ümmet-i Muhammed oluşmasına ihtiyaç var. Efendimiz’e gönül vermiş insanların oluşmasına ihtiyaç var. Hep O’nun hayaliyle oturup kalkacak insana ihtiyaç var..
Nâm-ı celîli duyduğu zaman, “Eşhedü enne Muhammeder Resûlullah” hakikatini duyduğu zaman gözleri dolacak insanlara ihtiyaç var.
Mesela siyerden çok önemli parçalar güzel orada ifade edilebilse.
Bu doğrudan doğruya böyle görüntüyle filan değil de yani bir drama şeklinde değil yazıyla da ifade edilebilir ama yürekli bir insanın okuması onu orada Efendimiz’in hayatı seniyesiyle mesela çocukluğuyla viladetiyle alakalı mesela Amine validemizin duyduğu şeylerle alakalı mesela o yaşta başını yere koyup ümmetî ümmetî demesiyle alakalı şeyler Bunlar böyle kalbi mantığının muhakemesinin önünde birisi tarafından söylenmeli.
Ondan sonra icabında bu viladet bahsi okunmalı.
Mesela Miracıyla alakalı onun sıkıntıları, canının gırtlağa geldiği dönemde sıkışmış. Esbab bil külliye sükut etmiş.
Yani Yunus bin Metta gibi sebepler bütün düşünce nuru tevhid içinde sırrı ehadiyet sühul ediyor.
Hakkında Cenab-ı Hak miraç diyor ona. O biset-i Seniye’nin Allahu alem 8 senesi göklerle şereflendiriyor. Orada sana öyle ama bak burada peygamberler teşrif açılı mesela bunlar anlatılmalı. Yani Seyyidina Hazreti Mesih ona ne dedi? Hz. Musa nasıl böyle baktı? Arkadan baktı durdu. Hz. İbrahim nasıl takdirle karşıladı? Hz. Adem ne dedi? Ümmetine neler vadedildi?
Bunlar edebi bir üslupla bence burada dinlendirilmeli. O mevlitte nazmen icmal edilen şeyler. Ondan sonra da o parçalar okunmalı zannediyorum. Yani tatlı letafetli unutamayacağımız.
Ben şahsen bazen öyle çok ciddi haz deryasına daldığım bir gecenin hatırasını belki bir hafta ruhumda yaşadım.
Böyle değişik kareler halinde her aklıma geldiğinde de yeniden bir kere daha ürperdim. Yeniden bir kere daha kendimi o güzel yerde, o güzel zeminde hissettim.
İmkan varsa böyle nameleri suzişi sözleriyle yüreklere girecek bir insan bulmalı. İlle de manzum şeyler makamla bir şey okuma o da şart değil. Onu da okutabiliriz. Yani samimi insanlara onu da okutabiliriz.
Kur’an-ı Kerim’den doğrudan doğruya Efendimizle alakalı ayetleri güzel okuyan bir tanesi okuyabilir. Yani birinin heyecanı diğerlerine de akseder.
Onunla alakalı naatlar Arapçada, Türkçede, Farsçada yazılmış naatlar okunarak, münacatlar okunarak asıl mesele yani yeniden Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem’i) madem o insanlığın yeniden bir viladeti onunla insanlık yeniden bir viladet duyuyor. Biz de onu yeniden bir kere daha o viladeti gününde bir kere daha içimizde duyalım derinlemesine. Hepimiz bir kere daha muvakkaten dahi olsa bir Ebubekir olalım, bir Ömer olalım, bir Osman olalım, bir Ali olalım.
Salatü selam okuruz bolca. Salat-ü selam makbul bir duadır. Ve bu arada kendi kusur vesyatımızı nazarı itibara alarak onları da salat-ı selamlar arasına istiğfar şeklinde Allah’tan yarlıganma dileği, günahların setredilmesi dileği şeklinde sıkıştırarak ifade etmeye çalışırız. Efendimize salat selam okuruz bolca. Araya da kendimizi sıkıştırırız.
Bu iki makbul dua arasında isteklerimiz kabul görür.





