Dua, Hazreti Pir’in ifadesiyle sebepler üstü Cenabı Hak’a teveccühün unvanıdır. Evet, dua eden insan kendisini o duasına icabet edecek birini bilir ve sebepler üstü Cenabı Hak’a teveccühte bulunur. Yunus bin Metta’nın dua etmesi gibi. Allah da ona icabet buyurur. Bu, Allah’a bir saygının ifadesidir. Böyle duayı bir kenara koyma; gelişi güzel, namazdan sonra ellerini kaldırıp orada bir şeyler söyleme, ne dediğinin farkında olmadan “bana bir oğul ver, bir tane evlat ver, bir tane eş ver, bir tane de ev ver, biraz da bazı şeyleri falan filan filan bunlar yap…” demek dua değildir yani.
Dua enbiyayı izamın yolunda esasen Onlar nasıl Cenab-ı Hak’a teveccüh etmişler o.. me’suratta dua nasıl yapılır? Efendimiz haşa ve kelle keyfi için yapmamış ki onları. Gelişigüzel yapılmış, bir tarafa atılmak için yapılmamış ki onlar. Onca insan onlardan mülhem dua mecmuaları meydana getirmiş. İşte sizin okuduğunuz, Kulubu-d’Daria. Mecmuatül Ahzab; Gümüşhanevi Hazretleri üç cilt halinde onları bir araya getirmiş, bir sürü dua. Onun getirdiği şeylerin yanında, öyle Mecmuatül Ahzab içine girmeyen onun on katı daha dualar vardı. Dünya değişik yerlerde hep dua edip durmuşlar.
Evet, bir: evvela duanın önemini insanlara hatırlatmak lazım. İkincisi, “Rabbinize tazarru içinde, kalbiniz inleyerek dua edin.” Duyarak dua edin, ne dediğiniz şeyin farkında olarak dua edin diyor. Hadis-i şerif, Tirmizi zannediyorum: Ne dediğini bilmeden yapılan duaya Allah icabet etmez. Dua kalbin sesi olması lazım. Dilinizin ucundan dökülen şeyler, o zaman kalbinizin derinliklerinden nebean edip gelmesi lazım. Bazen kalp dilin önüne geçmesi lazım. Evet, dilin dediği şeyler tamamen o kalbin bir yönüyle, belki bir mızrap gibi dile dokunmasıyla onda bir ses meydana getirmesi lazım. Esası budur.
Tazarru böyle, içten içini dökerek, oraya yalvararak, yakararak dua etme demektir. İkincisi de hufyeten, gizli yapma demek.
Bunun dışında, böyle elden geldiğince otururken kalkarken hep önemli bazı şeyler, bazı hadiseler münasebetiyle… Mesela fakir, günümüzde çok önem verdiğim ümmeti Muhammed’in böyle sürüm sürüm olması karşısında ciddi bir kalbi ızdırap duyarak: “Ne olur Allah’ım, bahtına düştük Allah’ım, istersen canımızı al; fakat şu ümmet-i Muhammed’i sürüm sürüm olmadan kurtar. Çok ayıptır ümmet-i Muhammed için bu hâl, bu zillet; vesayette yaşama, başkalarının güdümünde yaşama, başka anlayışlara göre yaşama.” Evet, yani bu çok önemli bir şeydir. Bu mevzuda insan ne kadar dua ederse etsin…
Fakat bir de böyle detaya inme meselesi vardır. Yani “Allah’ım, ben senden istiyorum; mesela dünya adına ne istiyorum? Böyle bana dağ başında bir tane şey ver, böyle yazlık ev ver Allah’ım…” İşte bu müteaddiyane bir duadır.
Hazreti Pir’in ifadesiyle meseleyi taçlandıracak olursak, diyor ki: “Dua, meyelan-ı hayra kuvvet verir.” Dua eden insanda hayırlara meyl etme gücü, iradesi daha bir güç kazanır. İstiğfar, tövbe; istiğfar da meyelan-ı şerrin kökünü keser. Efendimiz de buyuruyor ki sallallahu aleyhi ve sellem: “Ne mutlu o insana ki defterinde çok istiğfar bulunur.”
Dua iki büklüm olarak yapılır. Asa gibi yapılır. Yüreğin duracak gibi yapılır. Hicap duyarak Allah’a, hazır nazır istiyorsun ondan. Sen başbakanın huzuruna bile o laflarla, o lakırdıyla çıkamazsın. Allah’ın karşısındasın.
Ben dilerim, bir gün şimdilik şeklini, suretini eda etmeye çalıştığımız bu dualar, geleceğin temiz nesilleri tarafından nasıl yapılacaksa öyle ele alınır, öyle yapılır. Milletimizdeki dua boşluğu da kapatılmış olur, Allah’ın izni ve inayetiyle.





