İçeriğe geç

Dünyayı imar etme, mü’minin üzerindeki önemli bir mükellefiyet olduğu gibi, dünyalık adına elde ettiklerini yerinde ve zamanında kullanarak inandıklarını hayata geçirme de onun için vazgeçilmez bir vazifedir. Hatta iyi bir mü’min, bu zamanlamayı öyle yerinde ve rantabl bir şekilde yapar ki, lüzumu hâlinde canını dahi bu pazara koymaktan geri durmaz.

Evet, mü’min, Allah ahlâkıyla donanmasının bir gereği olarak, daima verici olmalıdır. İçtimaî meselelerde olduğu gibi bu vericilik, onun maddî âlemine de yansımalı ve o, başkalarının huzur içinde yaşayabilmesi için elindeki imkânları rahatlıkla ve bütünüyle seferber edebilmelidir. Bir başka yaklaşımla, maddî-mânevî verme, mü’minde bir ahlâk, bir huy hâline gelmelidir. Bunu sağlamanın yolu da, daha küçük yaşlardan itibaren çocuğu vermeye alıştırmaktan geçer.

Materyalist dünyanın bazı insanları, çocuklarını vermeme ahlâkı üzerine eğitirken; inanan insan verme endeksli bir plân ve programla çocuklarını eğitmelidir. Öyle ki onu, kendisi soğuktan tir tir titrerken bile yeri geldiğinde ayakkabısını veya ceketini, olmayan bir arkadaşına verebilme faziletine alıştırmalı ve böylelikle cömertliğin onun ruhunda taht kurmasını temin etmelidir. Bunun için de başkalarına verilecek her türlü hediye, sadaka veya zekâta çocuğun muttali olması sağlanmalı, hatta yerine göre yapılan bu infaklar onun eliyle yerine getirilmelidir. Aynı zamanda vermenin sebebi ve mânâsı da ona izah edilmelidir. Tabii bütün bunlar yapılırken, alan kimselerin izzetlerini muhafaza edecek şekilde yapmalıdır. Böylece cömertlik duygularının çocuğun gönlünde mayalanması temin edilebilir. Neticede başkalarının ihtiyaç ve dertleriyle dertlenen, uyanık ve hüşyar gönüllere sahip nesiller yetiştirmek mümkün olur.

17