İçeriğe geç

Kur’ân ve Sünnet’e dikkatle baktığımızda, kendi rızası istikametinde yapılan harcamalara Allah’ın (celle celâluhu) bereket ihsan edeceğini öğreniyor, gözümüzün önünde gerçekleşen misalleriyle de iman ettiğimiz bu hakikatleri bizzat müşahede ediyoruz. Söz, vaadinde hulfetmeyen Zat-ı Zülcelâl’e ait olduktan sonra tereddüde hacet yoktur:

قُلْ إِنَّ رَبِّي يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَنْ يَشَاءُ مِنْ عِبَادِهِ وَيَقْدِرُ لَهُ وَمَا أَنْفَقْتُمْ مِنْ شَيْءٍ فَهُوَ يُخْلِفُهُ وَهُوَ خَيْرُ الرَّازِقِينَ

“De ki: Rabbim, kullarından dilediğine bol bol rızık verir, dilediğine de az. Hayır adına harcadığınız her şeyin yerine mutlaka yenisini ihsan eder ve O, verdiği zaman en güzelini verir.”38

Fahr-i Kâinat Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de; “Her sabah gökten iki melek iner de biri, ‘Allahım, infak edene daha fazla ver.’ diye dua ederken, diğeri, ‘Allahım, malını elinde tutup başkalarıyla paylaşmayanın malını telef et.’ diye beddua eder.”39 diyerek, âyetle anlatılan mânâya dikkat çeker.

Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), mü’minin dünya görüşü de diyebileceğimiz prensipleri anlatırken de aynı konuya değinmekte, sadaka ve zekât vermekle malda herhangi bir eksikliğin meydana gelmediğini/gelmeyeceğini bildirmektedir:

“Üç şey var ki, size teminat veririm: Sadakadan dolayı kulun malı eksilmez. Zulme maruz kalıp da sabreden kulu Allah, daha aziz kılar. Dilencilik kapısını açan kimse için Allah, fakirlik kapısını açar.

Size bir şey söyleyeceğim, iyice hıfzedin: İnsanlar şu dört hâlden biri üzeredir:

Allah bir kuluna mal ve ilim verir. O da bunları Allah’ın marziyatı dairesinde kullanır, günaha kaymaz, yakınlarının hukukunu gözetir, o malda Allah’ın hakkı olduğunu hiç hatırından çıkarmaz ve buna göre davranır. Bu en yüksek mertebedir.

38