Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem), yine vahyin ilk günlerinde kendisine sahip çıkarak destek veren Hazreti Hatice Validemiz’i unutması da mümkün değildi. O, Nebiyy-i Ekrem Efendimiz’in ilk göz ağrısıydı ve âdeta her şey onu hatırlatıyordu. Onun içindir ki Hazreti Âişe Validemiz, “Resûlullah’ın zevceleri arasında, bizden önce olmasına rağmen en çok Hatice’yi kıskanırdım. Allah Resûlü, ondan çok bahsederdi.”23 diyerek bu vefayı ifade ediyordu. Hatta bir defasında kadınlık duyguları galebe çalmış ve “Hâlâ o ihtiyar kadını anıyorsun Yâ Resûlallah! Allah Sana ondan daha iyisini verdi.” deyivermişti. Buna mukabil Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İnsanlar küfür içindeyken o iman etmiş, onlar beni yalancılıkla itham ederken de o tasdik etmişti.” buyurdular.24
Hangi mevzuda olursa olsun bayrağı eline en önce alma hususiyetini taşıyan ilklerin yeri ayrıdır. İnsan, açılan bir hayır kapısına ilk olarak koşma, bir hayır işini deruhte eden ilklerden olma mazhariyeti için fırsatları kollamalıdır. Verme mevsimi geldiğinde de öncülerden olma, yeri başka bir şeyle doldurulamayacak büyük bir bahtiyarlıktır.
Sebebiyet Sevabı
İnsanın, hayır adına da şer adına da yapacağı şeylerin bir sınırı vardır. Ancak bu sınır, yapılan işin mahiyetine göre değişiklik arz edebilir ve sahibine daha fazla sevap veya günah kazandırma noktasına gelebilir. Böylelikle sınırlı bir ömürde, neredeyse sınırsız denilebilecek avantajlar yakalamak veya bunun aksi olarak sınırsız dezavantajların ağına takılmak mümkündür. Mü’minin hayır adına açacağı bir çığır, bunun için yeterlidir. İlk hamleyi yapıp ilk hareketi başlatma, o hareketi yapan herkesin sevabından hissedar olmayı beraberinde getirir.