Yukarıdaki âyet, ihtiyacın en şiddetli olduğu anda yapılacak işlerin daha ziyade kıymeti haiz olacağını ifade etmenin yanında, İslâm’a gönül veren ilkleri de hatırlatmakta ve onların derecelerinin ulviyetine dikkat çekmektedir. Onların, kıyamete kadar gelecek bütün mü’minlerin nazarında ayrı bir yerleri olduğu gibi, Allah Resûlü’nün katında da hususi bir mevkileri vardı. Mesela Resûl-i Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hazreti Ebû Bekir’i diğer bütün Ashab’ın üstünde tutar, onu bir başka sever ve ona her durumda sahip çıkardı. Bir gün Hazreti Ömer’le aralarında geçen bir anlaşmazlık Resûlullah’ın huzurunda noktalanmıştı. Her ikisi de pişman olmuş ve Allah Resûlü’nün araya girerek diğerinin gönlünü almasını istiyordu. Ancak Ömer’e göre Ebû Bekir, mukaddes davaya sahip çıkma hususunda çok öndeydi ve bu, vefa istiyordu. Hazreti Ebû Bekir’in, durumu anlayıp kendisinin hatalı olduğunu ısrarla söylemesine rağmen Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) kaşlarını çatarak Hazreti Ömer’e şöyle itap etti: “Arkadaşıma dokunmayın! Sizin hepiniz beni yalanladığınız bir dönemde o beni tasdik etmişti.”22