“Al bunu, sahiplen, sonra (istersen) tasadduk et. Sen istemediğin, beklentiye girmediğin hâlde sana gelen bir şey olursa al. Eğer böyle değilse onun arkasına düşme!” 359
Allah Resûlü’nden aldığı bu bakış açısını icraatlarına yansıtan Hazreti Ömer (radıyallâhu anh), servet sahibi olan amillere de –ücret almak istememelerine rağmen– zekâttan pay vermiştir.
İşte devlet hazinesine oluk oluk servet akımında, bir sebep olarak kendini ortaya koyan âmillere zekâttan fon ayıracak ve onu başkalarına muhtaç duruma düşürmeyeceksiniz. Kur’ân ve Sünnet’in bu mevzudaki emrine uyarak, zengin dahi olsa zekât memuruna vereceksiniz. Amiller, vali de olsa, zengin de olsa topladığı zekâttan hisse alacaktır.
Meselenin farklı bir yönü de, bilhassa önemli yatırımlarda istihdam edilen kimselerin, madde itibarıyla ihtiyaçlarının karşılanması, onların hem iş verimlerini artıracak hem de bazı zayıf karakterlerin, gayrimeşru yollara girmelerinin önüne geçilmiş olacaktır. Ecdadımızın, başta eğitim ordusu olmak üzere, bu konuda ortaya koymuş oldukları performans takdire şayandır ve bana göre bu, Devlet-i Âliye’yi uzun zaman dimdik ayakta tutan en önemli amillerden biridir. Siz, bu tür memurlara bir gelir bağlamak suretiyle onların ihtiyaçlarını karşılayacak ve böylece onların bütün himmetini, yüklediğiniz vazifeye yoğunlaştırmasını sağlamış olacaksınız. Aynı zamanda bu hareketiniz, onlarda istiğna prensibinin gelişmesine de yardımcı olacak ve böylelikle devlet malının sızabileceği delikleri kapatmış olacaksınız.
Bir kısım ülkelerde olduğu gibi şayet memurlara yeterli ücret verilmez ve muhtaç bir hâlde bırakılırlarsa, onlar da gayrimeşru yollara başvuracak ve normal şartlarda kendilerine verilmesi gerekeni, hatta bazen onun çok üstünde bir miktarı almanın yolunu bir şekilde bulacaklardır.