İçeriğe geç

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh), başka bir gün yaşadığı sıkıntıyı şu şekilde anlatmıştır: “Üç gündür bir şey yememiştim. Suffe’ye gidiyordum. Zaman zaman gözlerim kararıp yere düşüyordum. Beni gören çocuklar, Ebû Hüreyre delirmiş diye etrafıma toplanıyorlardı.”374

Tâbiinin büyük imamlarından ve aynı zamanda Hazreti Ebû Hüreyre’nin çıraklarından Muhammed İbn Sîrîn, onun ketenden bir entari sırtına takıp, yasemenlikte reftare gezer gibi şöyle bir dolaştıktan sonra mübarek dudaklarından dökülen sözleri şöyle ifade etmiştir: “Sonra kendine döndü, âdeta derinlere dalmıştı ve şöyle mırıldandı: “Şu hâle bak Ebû Hüreyre! Bu ne çalım böyle! Açlıktan kıvrandığın, baygın düştüğün günleri unutmuşa benziyorsun. Kimse bu hâlini anlamazdı da sar’aya tutulmuşsun zannederlerdi!”375

Ebû Hüreyre (radıyallâhu anh) başka türlü olamazdı. Zira din ve dünyanın ihyasını bunda görüyordu. O, bir taraftan Kur’ân ve Sünnet adına varid olan her şeyi hıfzedip ezberleyerek Allah ve Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) muradı istikametinde olağanüstü bir hassasiyet ve gayret ortaya koyarken, diğer yandan cihada iştirak meselesi gündeme gelince de hemen ona koşar ve askerin önündeki yerini alırdı.

266