Elinde olan tek mülkünü tasadduk etmek isteyen fakir bir sahabinin o mülkünü paraya çevirerek kendisine veren Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), sonra şöyle buyurmuştur: “Bu parayla önce kendi ihtiyaçlarını gör, şayet artarsa ehline, daha da artarsa yakın akrabalarına infakta bulun. Hâlâ bir şeyler kalıyorsa onları da şöyle şöyle tasadduk et.” Böylelikle infakta olması gereken sıralamayı açıklamıştır.410
Bir başka hadislerinde Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), sadakanın fakire verilmesinde bir, yakınlara verildiğinde ise iki kat sevap alınacağını bildirmektedir.411
Fert olarak tasaddukta yakınlar öncelik kazandığı gibi, Allah’ın adını cihanın dört bir yanında bayraklaştırmayı hedeflemiş müesseseler için de buna benzer bir durum söz konusudur. Dolayısıyla insanımız, fertlerde olduğu gibi kurumlarda da aynı hassasiyeti gösterecek ve öncelikle kendi yakınındaki müesseselerin elinden tutacak, hâlâ gücü varsa uzaktaki, daha uzaktaki müesseselere el uzatacak ve bir araya getirilen himmetlerle Muhammedî ruhun kesintisiz bir şekilde devam ettirilmesine katkıda bulunacaktır.
Bununla beraber bir kimse zekâtını, bakmakla yükümlü olduğu en yakınlarına veremez. Bunlar, fıkhî ifadesiyle “usul” (anne-babası ve yukarıya doğru ataları), “füru” (çocukları ve torunları) ve eşlerdir. Zira insan zaten bunlara bakmakla yükümlüdür. Onlara yapacağı harcamaları zekât borcundan düşemez.
3. Günümüzde Öne Çıkan Bir Vazife
Malî bir ibadet olması yönüyle zekât, içtimaî hayattaki boşlukları kapatması bakımından ayrı bir ehemmiyeti haizdir ve onunla, toplumun eksik ve gedikleri giderilir. Bu yönüyle zekâtın, çöle düşen damlalar gibi eriyip gitmesine müsaade edilmemeli ve mutlaka himmetler birleştirilerek, cemiyetin yaralarına çare hâline getirilmelidir. Özellikle genç dimağların kalb ve kafaları aydın hâle getirilmeli, din adına dudakları çatlamış insanların imdadına koşularak susuzlukları giderilmelidir.