İçeriğe geç

Fakir; sosyal hayatta hâline muttali olunamayacak kadar kendisini gizleyen, kıt kanaat geçinen kimsedir. Kur’ân’ın ifadesiyle, يَحْسَبُهُمُ الْجَاهِلُ أَغْنِيَاءَ مِنَ التَّعَفُّفِ“Kimseye el avuç açmadıklarından dolayı, bilmeyen onları zengin zanneder.”351 Yani bunlar, dişlerini sıkmakta ve hâllerinden hiç kimseye en ufak bir şey hissettirmemektedirler. Ancak bir şekilde bunların hâline muttali olunması ve kendilerine zekât verilmesi gerekmektedir. Bir yolu bulunacak, evine gidilecek, hâli araştırılacak ve böylelikle kendi kendine ızdırap çekmekten kurtulmasına vesile olunacaktır.

Elinden tutulup cemiyete kazandırılamamış nice fakirler vardır ki, gün gelmiş başkaları onları karanlık emellerine alet ederek yalancı Cennet vaatleriyle uyutmuş ve insanlığın başına belâ haline getirmişlerdir. Dünyanın değişik yerlerinde, belli bir hayat standardının altında yaşayan ve çoğu zaman da ağır işlerde çalışan işçi kesimi, zamanında madde ve mânâ yönüyle zenginleştirilip elinden tutulmadığı için, cemiyetlerin altını üstüne getirmiş ve dünya çapında unutulmaz hâdiselere sebebiyet vermişlerdir. Mesele bu kerteye geldikten sonra yapılan mualeceler hep ters etki göstermiş, tedavi yerine hastalığın daha da azdığına şahit olunmuştur.

Kur’ân ise potansiyel bir tehlike alanına çekilebilecek durumdaki kimselerin, daha başta farkına varılarak ihtiyaçlarını gidermeyi ve içtimaî hayatı bu türlü arızalardan korumayı hedef almış, “Allah’tan bir farz olarak” fakirlere zekât verilmesini emretmiştir.

243