İçeriğe geç

Daha sonra meydana çıktı ki tam o dakikalarda, kampa baskın yapmak isteyen bir grup, tam yol ayrımına gelince trafik kazası yapmış ve arabaları cayır cayır yanmış. Daha sonra bu arabayı biz de gördük. Zaten yolumuzun üstündeydi. Demek ki, o demir kalemin atılması, misal âleminde bu neticeye işaretmiş. Kapının görünmesi ise, inayet altında olunduğunun emaresiymiş. Yani bu mini rüyada sahabe, sanki oradakilere: “Siz inayet ve koruma altındasınız. Dava, düşünce, duygu bir olunca, aynı Nebi’nin arkasında da bulununca, zaman ve asırlar bizi sizden ayıramaz. Birimiz dünyada, birimiz ukbâda, birimiz şarkta, birimiz garpta da olsak yan yanayız.” demektedir.

Evet, böyledir; elverir ki çizgi korunsun. Aynı frekansta bulunulsun. Aksi hâlde sesimizi onlara duyuramayız. Onların sesini de alamayız.

Vâkıa, ehl-i tahkik: “Şahıslardan istimdat umma doğru değildir.” der ama bana göre kalbin ibresi Allah’ı gösteriyorsa, bunda bir mahzur yoktur. Zira bu mukaddes ruhlar -Allah bizi de öyle yapsın!- cesetlerini attıktan sonra âdeta birer ruhanî, birer melek hâline gelirler ve hayatlarını vakfettikleri davada yol gösterir, başkalarına arka çıkar ve onları desteklerler. Ama arz ettiğim gibi frekans bütünlüğü lâzım.

Ruhun ruhla münasebeti, gönderdiği şerareleri tam frekansında gönderme ve başkalarını tesir altına alma öyle müthiş hâdiselerdir ki, bunları madde ile izaha imkân yoktur.

Valtson’un İstanbul’daki gösterisinde bulunan bir dostum bana şunları anlattı:

102