Mezarlarda ve ölmüş insanlar üzerinde müşâhede edilen harikulâde hâlleri de bu fasılda zikretmekte fayda var. Bu esrarengiz vak’alar da, yine madde ve fizik ötesi varlıkların mevcudiyetine bir delildir…
Birinci Dünya Savaşı’nda, Anadolu’nun her karış toprağına bir şehidin kanı akmıştır. Onlar, din, ırz, namus ve vatan uğruna canlarını seve seve vermişler ve meleklerle omuz omuza bir hâle gelmişlerdir. Öyle yücelmiş ve öyle ulvileşmişlerdir ki, Şair onlar hakkında “Bedr’in aslanları ancak bu kadar şanlı idi.” demiştir.
İfadedeki mübalâğa, şiire ve şairliğe verilecek olursa, o gün şehit düşenler, cidden sahabenin hemen arkasında yer alacak kadar büyümüşlerdi. Zira şartlar çok ağırdı. Bu kadar ağır şarta rağmen, canını dişine takan bu insanlar, elbette Allah katında büyük bir değere sahip olacaklardı. Zaten Kur’ân şehitler hakkında, “Allah yolunda öldürülenlere ölüler demeyin, onlar diridirler, fakat siz anlamazsınız.”45 buyuruyordu.
İşte yine böyle şehitlerden biri hakkında sözüne güvenilir müşahit bir dostum bana şunları anlatıyordu:
“Tarlayı sürerken saban sert bir şeye takıldı. Baktım, bu bir cesetti. Etrafını itina ile kazıp cesedi çıkardım. Mehmetçik, üzerindeki elbisesiyle sırtüstü yatıyordu. Elindeki silahı da sımsıkı tutmuştu. Ne kadar gayret ettimse de elinden silahı alamadım.”
Benzer bir hâdisede veya bu hâdisenin devamında şöyle ikinci bir vâk’a daha cereyan ediyor. Daha sonra bu askerin yanına ona komutanlık yapmış, yaşlı bir zatı getiriyorlar. Komutan askerini tanıyor ve ona ismiyle hitap ederek silahını teslim etmesini istiyor. İşte o zaman Mehmetçiğin eli gevşiyor ve silahını teslim ediyor.
c. Arkadaşının İmdadına Koşan Şehit
Dipnotlar
- 45 Bakara sûresi, 2/154.