İçeriğe geç

Hz. İbrahim böyle bir şey istemişti; Hz. Musa ise rü’yet istedi. Hz. Musa, Hz. Nuh, Hz. İbrahim, Hz. Mesih ve Fahr-i Kâinat Efendimiz gibi beş ülü’l-azm peygamberden biriydi. Hz. Musa’nın taleb-i rü’yetteki maksadı, İsrailoğulları gibi her gün başına bir gaile çıkaran maddeci bir cemaat karşısında kalbinde, Hz. İbrahim’in istediği böyle bir itminânı hâsıl etmekti.

İkincisi, –ben böyle nezih bir nebi için meseleyi bu şekilde ele almaktan hicap ediyorum ama– İsrailoğullarında öyle bir ruh hâli ve karakter vardı ki, onlar, “Biz, görmeden Allah’a inanmayız!”9 diyebiliyorlardı. Onların mücriminde veya yarı iman etmişinde bu şekilde sadece gördüğüne inanma iddiası kendisini gösterince; sâfi, musaffâ, ülü’l-azm bir peygamberin itminan hâsıl etmek için yaptığı taleb-i rü’yet, o ruha ve karaktere tam muvafık düşüyordu. İnsan ne kadar terbiye görürse görsün, ne kadar musaffa olursa olsun, içindeki bazı şeyleri atamaz; ama bu, bazılarında ulvi ve mukaddes olur; Hz. Musa’da olduğu gibi. O, Cenâb-ı Hakk’a itminan hâsıl etsin diye O’nu görmek istemişti. Kavminde ise görme talebinin arkasında ilhad yani “Görmezsek inanmayız!” düşüncesi vardı.

8