İçeriğe geç

Âyetin sonundaki وَأَنَاۨ أَوَّلُ الْمُؤْمِن۪ينَ“Ben ümmetim içinde Seni görmeden iman edenlerin ilkiyim.” ifadesi için, Hz. Musa’dan evvel pek çok peygamberin geldiği ve dolayısıyla bu sözün mânâsının ne olduğu soruluyor. Orada, Hz. Musa ilk insandan bu yana ilk iman eden benim demek istemiyor. Nitekim aynı meseleyi Hz. İbrahim de ifade ediyor: “Benim namazım da, her türlü ibadetlerim de, hayatım da ölümüm de hep Rabbü’l-âlemîn olan Allah’a aittir. Eşi-ortağı yoktur O’nun. Bana verilen emir de budur. O’na ilk teslim olan da benim.”11 Hâlbuki onun yaşadığı zamana kadar çokları O’nun emirleri çerçevesinde ibadetle Cenâb-ı Vâcibü’l-Vücud’a yükselmişti. Ama kendi devrinde ilk defa, itminan derecesinde imanı hâsıl eden Hz. İbrahim ve yine kendi devrinde, içinde itminanı en evvel hâsıl eden Hz. Musa olmuştur. Yani kendi devrinde ilk mü’min, Hz. Musa’dır.

Esasen burada bize de bir ders var: Hz. Musa, Zât-ı Bâri’nin rü’yetini talep etti. Bir beşer için dünyada Zât’ın tecellîsi ve Zât’ın rü’yetinin mümkün olmadığı Hz. Musa’ya gösterildi. Hz. Musa da yaşadığı tecrübeden sonra, “Ben ilk inanan oldum ki, Sen dünyada Zât’ınla tecellî etsen, kimse bunu görmeye muktedir olamaz. Hatta sıfât-ı akdesinle tecellî buyursan da bunu kimse idrak edemez.” hükmüne vardı. Demek ki bu işe kısmen de olsa ilk muvaffak olan yine de Hz. Musa’ydı. Mesele bu şekilde olduğundan dolayı o, aslında devr-i Âdem’den bu yana mü’minlerin ilki olduğunu ifade etmiyordu.

11