Efendimiz’in miraçta Allah’ı görmesi de şüphelidir. Hz. Âişe, bu görmeye karşı çıkar ve “Kim Muhammed, Rabb’ini gördü derse, o, Allah’a ve Resûlü’ne karşı iftirada bulunmuş olur. Zira görmüyor musunuz ki Kur’ân-ı Kerim, لَا تُدْرِكُهُ الْأَبْصَارُ۬ وَهُوَ يُدْرِكُ الْأَبْصَارَ ‘Gözler O’nu idrak edemez. O, basar ve basireti idrak eder.’3 ferman ediyor.” der.4 Şayet Allah Resûlü’nün Allah’ı gördüğü kabul edilirse, Cennet’ten görmüştür. Evet, o makam öyle bir makamdır ki oraya yükselen insan, dünyadaki buudların dışına çıkıp öyle farklı bir derinliğe giriveriyor ki, anında onu görüş milyonda altıdan milyonda bine yükseliyor ve Zât’tan değişik tecellîler müşâhede ediyor. Mü’minler de işte böyle bir rü’yete –inşâallahu teâla– mazhar olacak.
Şimdi sorulan tecellî meselesine gelelim. Eşya, Cenâb-ı Hakk’ın tecellîlerinden ibarettir. Daha doğrusu esmâ-i ilâhiyenin tecellîsinden ibarettir. Meselâ, eşyadaki tertipler, Cenâb-ı Hakk’ın “Mukaddir” ismine dayalıdır. Kimisinin önce, kimisinin sonra bir tertibe göre sıraya girmesi her şeyi bir takdire bağlayan “Mukaddir” isminin bir aksidir. Koca koca cirimlerin küçük küçük cisimlere musahhar olup emirlerine âmâde olması “Muktedir” ismine, “Kudret” sıfatına bağlıdır. Bunun gibi, bütün eşyayı ele aldığımız zaman, bunların hemen hepsi Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinden birine bağlı olduğunu görürüz. Bu itibarla eşya, Allah’ın isimlerinin tecellîlerinin gölgelerinden ibaret demektir.
Dipnotlar
- 3 En’âm sûresi, 6/103.
- 4 Buhârî, tefsîru sûre (53) 1; Müslim, îmân 287.