İçeriğe geç

Resûl-i Ekrem, onun okuduğu kasidede وَالْعَفْوُ عِنْدَ رَسُولِ اللّٰهِ مَقْبُولُ ifadesini duyduğunda çok mahzuz olmuş, o güne kadar Müslümanlar ve Müslümanlığın karşısında olan bu zatı Allah Resûlü af ve kabul buyurmuş, onun مَقْبُولُ sözüne O da مَقْبُولُ sözleriyle ses katmış ve sırtındaki cübbesini çıkarıp “Bânet Suadu” şairine vermişti. Muhtemelen o cübbedir ki, Hz. Muaviye’ye, ondan da daha başkasına intikal etmiş ve derken Yavuz tarafından getirilip Topkapı Sarayı’na konmuştu.

Evet, o devirde de bunlar ve daha binlercesi okunuyor ve dinleniyordu. İmam Bûsîrî’nin yazdığı elden ele, dilden dile dolaşan Kaside-i Bür’e bunların en meşhurlarındandır. Halk arasında yanlış olarak “Buride” diye bilinen bu kasideye Kaside-i Bürde veya Kaside-i Bür’e de denir. İmam Bûsîrî Kaside-i Bür’esiyle, Efendimiz’i medhetmiş, ümmet-i Muhammed de bunu istihsan ederek o gün bugün terennüm edip durmuştur.

Bu kaside asırlarca okunduğu gibi, asırlarca sonra samimî bir Türk âlim ve âşığı da:

Allah adın zikredelim evvelâ, Vacip oldur cümle işte her kula…

sözleriyle başlamış, “Merhaba”sıyla O’na hoşâmedi etmiş, Vilâdet hâdisesini seslendirerek

Âmine Hatun Muhammed ânesi Ol sadeften doğdu ol dürdânesi

demiş, Miraç konusunu işlerken sesiyle sözüyle O’nu zirveleştirmiş ve bu geleneği devam ettirmiştir. Bu yönüyle ben, Mevlid-i Nebevi’yi okumayı istihsan ediyor, hatta müstehaptır diyorum. Çünkü burada, Allah’ı medh ve senâ, Resûl-i Ekrem’i tebcil ve tebrik etme var.

Bu sebeple mevlit okutmaya, okumaya bid’at demek uygun olmaz. Bid’at olarak kabul edilse bile ona bid’at-ı hasene denilmelidir ve onun reddedilmemesi gerekir. Ancak mevlidin içinde reddedilmesi gereken şeyler de yok değildir.

2