İçeriğe geç

Öyle ise, bu yanlışlara girmemek için evvelâ bize ait şeylerin dikkatle okunması lâzımdır. Yani önce; tefsirde, hadiste, fıkıhta, kelâmda kendi usûlümüze göre kendi düşünce dünyamızı örgülememiz ve ona tutunup her türlü derinliğe dalabileceğimiz müktesebatımız her şeye yetecek kadar zengin ve sağlam olmalıdır ki boğulmayalım. Meselâ sağlam bir akide, sağlam bir Kur’ân telakkisi ve peygamberliğe ait gerçeklerin anlatıldığı Ebû Hanife’nin Fıkh-ı Ekber’i, İmam Maturîdî’nin Tevhid’i, Eş’arî’nin Makâlât’ı, Bediüzzaman’ın Risaleler’i gibi temel kaynaklarımızı mutlaka okumalıyız. Ondan sonra istenirse Hallac’ın “Tavâsîn”inin, Sühreverdî’nin “Heyâkilü’n-Nur”unun, Cîlî’nin “İnsan-ı Kâmil”inin okunmasında zarar olmayabilir; hatta yarar bile melhuzdur.

Evet, her şey okunmalı, ancak her şeyden evvel bizim için her şey sayılan kendi kitaplarımız okunmalıdır. İşte o zaman çizgiyi korur, şirazeden çıkmaz ve Allah’ın izniyle sapıtmayız ve onlar sayesinde Şark’ın da Garb’ın da birikimlerini değerlendirebilecek bir fikrî seviyeye ulaşırız.

3