İçeriğe geç

Günümüzün insanının realite anlayışına daha uygun olan husus, insanın kendini bütün bütün nefy ve inkâr etmeyip, onun yerine şu mülâhazalar içinde olmasıdır: Benim hiçbir servetim yok, fakirin tekiyim, ama büyük işlere muvaffak oluyorum. Bu benden olmadığına göre Rabbimin servetiyledir. Öyle ise ben bu güçle dünyayı peyleyebilirim. Aynı zamanda ben çok âcizim; iktidar dairem elimin ulaştığı yere kadar ya uzanabiliyor ya da uzanamıyor. Bununla beraber yıldızlarla, göklerle uğraşıyorum.. insanlığı içine düştüğü çukurdan çıkarmak istiyorum. Böyle geniş ve çaplı bir gayretim, bir azmim var. Hiç denecek kadar bir kudretle bu işler yapılamaz. Ama ben sonsuz bir kudrete dayanmışım, O öyle sonsuz bir kudret ki, O’na dayanan karınca, firavunun sarayını yerle bir eder; O kudrete dayanan bir sinek Nemrud’u yere seriverir. Nihayet o kudrete dayanarak mikroplar nice cebbarları yerle bir edebilirler…

Binaenaleyh bir insan “O’nun sonsuz kudretine dayandıktan sonra dağları yerinden sökebilirim.” dese mübalâğa yapmış olmaz. Bugün, bütün acziyetimize rağmen, Rabbimin bizi muvaffak kıldığı hususlara bakınca, bunu çok daha iyi anlıyoruz; hatta her gün kim bilir kaç hâdise ile O’nu açık ve net görebiliyoruz; evet, Rabbim bizleri güzel işlerde istihdam ediyor, sevk edip yürütüyor ve geçtiğimiz yerlerde bir kısım filizler beliriyor. Şimdi böyle bir noktada, insan yanılıp da, bunlar bizim sa’yimize terettüp etti derse bir mânâda aldanmış olur. İmanda ileriye gidip hakikî tevhide ulaşanlar ise, bizi buraya getirip burada bir şeyler yaptıran, –eğer ediyorsa– sa’yimize terettüp eden bu semereleri de yaratan Allah’tır, der ve tevhid soluklar.

3