İçeriğe geç

İkinci olarak, imanı olan bir insan, hiçbir zaman şu bezdirici ve yıldırıcı durumlardan dolayı ümitsizliğe düşmemelidir. Zira Allah’ın sonsuz kudretini mülâhaza ederken ümitsizliğe düşmeye ne hakkımız vardır ne de haddimizedir. Zira bizi mülkünde istihdam eden O’dur. Mülk O’nundur ve O, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder. İsterse gecede gündüz; kışta da bahar yaratır.. ve isterse gündüzü geceye, yazı da kışa çevirir. Ayrıca âyetin ifadesiyle, إِنَّهُ لَا يَيْئَسُ مِنْ رَوْحِ اللّٰهِ إِلَّا الْقَوْمُ الْكَافِرُونَ“Allah’ın rahmetinden kâfir bir cemaatten başka kimse ümidini kesmez.”1 Söz buraya gelmişken, mevzumuzla alâkalı Âkif’in, kendi döneminde değişik hâdiselerle sarsılan insanımıza her zaman tekrar ettiğim bir sözünü hatırlatmak istiyorum:

“ Ye’s öyle batak(lık)tır ki: Düşersen boğulursun. Ümmide sarıl sımsıkı, seyret ne olursun! Azmiyle, ümidiyle yaşar hep yaşayanlar; Me’yus olanın ruhunu, vicdanını bağlar.”

Hz. Sâhib-i Zaman’ın ifadesiyle, “Yeis, mâni-i herkemâldir.”2 Bu itibarla olgunlaşma yolunda ve yükselme helezonunda bulunan insanlar, “Bu bâdireyi de atlatabilir miyim!” tereddüdüne düşmemelidirler. Himmetler fevkalâde âlî, ruhlar gayet fâtihâne, azimler peygamberâne tutulmalı ve “Allah bizimle beraberse, aşamayacağımız engel yoktur.” duygu ve düşüncesi içinde hareket edilmelidir. Yine o Ümit Güneşi, kaldığı Marmara Oteli’nin denize nâzır penceresinden parmağını ufka doğru uzatarak, “Kardeşlerim, ye’se düşmeyiniz, ilhadın bel kemiği kırılmıştır. O, ölüm heyecanları içinde çırpınmaktadır.” diyerek çevresine hep ümit aşılamıştır. Bu söz, bundan senelerce evvel söylenmiştir ve o zamanın dünyası ile günümüz dünyası arasında kıyaslanamayacak kadar büyük farklar vardır. Bugün dünyanın dört bir tarafında ümit tomurcukları –Allah’ın inayet ve keremiyle– boy atıp yeşermektedir. Öyle ise, ruhlarımızı coşturacak bunca ümitbahş gelişmeler varken neden ümitsiz olalım ki!

2