O’nun (sallallâhu aleyhi ve sellem) düşmanları arasında bile emin oluşunu belgeleyen bir başka hâdise de şöyle cereyan eder: Nebiler Serveri, kendisine peygamberlik geldikten sonra, bir gün halkı etrafına toplar ve Ebû Kubeys tepesine doğru teveccüh ederek şöyle buyurur: “Size biraz sonra şu tepenin arkasından büyük bir düşman ordusu geleceğini haber versem bana inanır mısınız?” Müşrikler bu suale “Evet, inanırız.” şeklinde cevap verirler. Bunun üzerine Efendimiz, “Bilmelisiniz ki, ben, Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberim.”5 der; der ama oraya toplananların çoğu temerrütlerine devam ederler.
Bugün dava-yı nübüvvetin kapı kulları sayılan hak erleri de tıpkı Nebiler Serveri gibi sıdk ve emanet hususuna çok dikkat etmeli ve her söyledikleri sözü, mutlaka doğru söylemelidirler. Yalanın revaç bulduğu ve herkesin yalan söylemede rahat olduğu günümüzde doğruluk daha bir değer kazanmıştır. Onun için Kur’ân talebeleri yalanın en küçüğüne dahi hiç mi hiç tenezzül etmemeli; ya doğru söylemeli veya konuşmamalılar.
Sâlisen; bazı hususî durumlarda insan, millet ve devlet menfaatlerini muhafaza adına hilâf-ı vâki beyanda bulunmak zorunda kalabilir. Böyle durumlarda bile çok dikkat edilmeli ve kat’iyen yalan söylenmemelidir. Evet, emniyetin temsilcisi ve hakkın şahitleri her zaman doğru düşünmeli, doğru konuşmalı ve doğru hareket etmelidirler.
Evet insanın her söylediği doğru olmalıdır ama “Her doğru da her yerde söylenmemelidir.”6 Meselâ, birinin savaş anında bir düşmana “Bizim cephanenin yeri şurasıdır.” diyerek cephaneliği göstermesi, düşmana koz verme ve kendi cephesini tahrip etme demektir. Binaenaleyh, bu türlü durumlarda, zararsız doğrularla iktifa edilmeli, cephesine zarar verebilecek doğrular ifşâ edilmemelidir.
Dipnotlar
- 5 Bkz.: Buhârî, tefsîru sûre (26) 2; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/307.
- 6 Bediüzzaman, Mektubat s.300 (Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas), s.532 (Hakikat Çekirdekleri).