Sıdk, peygamberlerin en önde gelen sıfatlarındandır ve yalan, en uzak oldukları vasıflardandır. Kur’ân-ı Kerim’in Enbiyâ sûresi 58-68. âyetlerde anlatılan hâdisede Hz. İbrahim’in, kavminin taptığı putları kırdıktan sonra baltayı büyük putun boynuna asarak, putları, onun kırdığı havasını verdikten sonra söylediği, “Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır.” mazmunundaki hilâf-ı vâki görünümlü beyanı, بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هٰذَا3 şeklinde, vakıf ve vasılda küçük bir tasarrufla doğru bir sözdür. Ancak böyle bir üslup, makam-ı âlâ-yı nübüvvete yakışmadığından dolayı Hz. İbrahim’in, ötede kendisinden şefaat isteyenlere “Böyle bir cürmü işlemiş bir insan size şefaat edemez.” diyerek, yalanın ürperticiliğini vurgulaması fevkalâde önemlidir.
İnsanlığın İftihar Tablosu, peygamberliğinden önceki dönemde doğruluk ve güvenilirliği ile meşhurdu. Onlarca hâdiseden sadece şu hâdise bile O’nun bu özelliğini ifade etmesi açısından ciddî bir belge sayılır: Bir aralık Kâbe tamir edilmiş; Hacerü’l-Es’ad’ın tekrar eski yerine konulmasına gelince kabileler arasında anlaşmazlık çıkmıştı. Herkes kılıçlarını yarıya kadar kınlarından sıyırmış ve bu şerefin kendine ait olmasında ısrarlıydı. Sonunda, şöyle bir karara vardılar: Kâbe’ye ilk girenin hakemliğini kabul edip problemi çözeceklerdi. Herkes merakla bekliyordu ki, içeriye Peygamberimiz girdi. Allah Resûlü’nün hiçbir şeyden haberi yoktu. O’nun dosta-düşmana güven veren gül yüzü görününce, oradakilerin hepsi “İşte ‘Emin’ geliyor.” dediler ve O’nun hükmüne kayıtsız şartsız razı olacaklarını söylediler.4
Dipnotlar
- 3 Enbiyâ sûresi, 21/63.
- 4 Bkz.: Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 3/425; el-Hâkim, el-Müstedrek 1/628.