İçeriğe geç
38. Bölüm

Tebli̇ğde İki̇ Önemli̇ Esas: Sıdk Ve Emanet

Soru: “Her söylediğin hak olsun, fakat her hakkı söylemeye senin hakkın yoktur.”1 sözünü izah eder misiniz?

Bu sözde ilk olarak, insan ruhunda filizlendiği zaman onu; toplumda neşv ü nema bulduğu zaman da toplumu temelinden sarsan “yalan” illetine dikkat çekilmektedir.

Yalan, en basit tarifiyle, Allah tarafından bilinen bir şeyin aksini iddia etmektir. Kur’ân-ı Kerim, kâinat çapında büyük bir hakikati inkâr ettikleri için, Allah’ı inkâr edenlerin hâl ve tavırlarını yalan olarak nitelemiştir. “Allah’a karşı yalan uyduran ve peygambere gelen gerçeği (Kur’ân’ı) yalan sayandan daha zalim kimdir?”2 âyeti, vâkıaya mutabık olmayan beyan ve tavrın ne korkunç bir günah olduğunu ifade bakımından, bilmem ki başka beyana ihtiyaç var mı?

Sâniyen; yalan, insandaki emniyet ve sadakat hislerini ortadan kaldıran en kötü bir haslettir. Zira hayatında birkaç defa yalan söylemiş bir insan, daha sonra kendisinden sadır olacak bütün doğrulara gölge düşürmüş olur. Doğruluğun bu derece önemli olmasındandır ki, nübüvvete ait tebliğ, fetanet (akl-ı azam), ifrat ve tefrite düşmeme ve sırat-ı müstakîm erbabı olma gibi esaslar, vahyin tayfları altında gelişmesine karşılık, sıdk ve emniyet gibi hasseler, peygamberin gençliğinden itibaren başlar ve hayatı boyunca da devam eder. Eğer bir Nebi’nin, peygamberliğinden evvel bir yalanı veya emniyetsizliği olsaydı, peygamberliği döneminde insanlar, “Sen daha önce de zaten yalan söylüyordun. Şimdi söylediklerinin yalan olmadığını nereden bilelim!” der ve bunu onun yüzüne vururlardı.

1