İşte bu mülâhaza ile hareket eden insanlar, daha ilk hareketleri olan pasaport muameleleriyle sevap turnikesine girmiş olurlar. Çünkü böylesine önemli bir meseleye karar verip; o iş için programlanıp, sonra o işin mukaddimatı diyebileceğimiz pasaport, vize, referans vb. gibi işlemler için bir sürü meşakkati göğüslemek, şüphesiz o şahsa dünya kadar sevap kazandıracaktır. Bunu nereden çıkarıyoruz? “Sevap yolunda, mutlak sevabı elde etmek için yapılan her şey sevaptır.” sözü dini bir prensiptir.
Evet hâlis bir niyetle insan kendisini bu işe programlar ve nezrederse, başlangıcından sevap yoluna girmiş olur ve gittiği yerde de bu hâlis niyetini devam ettirirse –inşâallah– hicret sevabına erer.
Meselâ birisi bir üniversitede endüstri üzerine bir araştırma, biri doktora üstü bir çalışma, öbürü başka bir çalışma için lisan öğrenirler. Onların bütün bu gayretleri, netice itibarıyla çok büyük hayırları elde etmeye vesile olacağından dolayı, o vesile oldukları şey ne ise, onun kadar sevap kazanırlar. Bu zâviyeden “İngilizce öğrenme sevap mıdır?” dense, cevabım: “Evet, niyetin hulûsuna göre İngilizce öğrenmek de sevaptır.” olacaktır. Eğer İngilizce bizim şu anda diğer batı ülkeleri ile aramızdaki mesafeyi kapamak için bir merdiven ise ve aynı zamanda İslâm’ı tebliğde güçlü devlet olmanın bir avantajı söz konusu ise, lisan öğrenmek de sevaptır.