İçeriğe geç

Meselâ Türkiye’den çıkıp değişik memleketlere giden insanlar, niyetlerini çok geniş dairede Allah rızası için tutabilirler. Meselâ onlar, şu mülâhazalar içinde olabilirler:

Bir; bizim ülkemiz, fakirler, mağdurlar, mazlumlar ülkesidir ve bizim en büyük kaybımız da, dünyayı iyi anlayamamamızda ve muasırlarımız zenginleşirken bizim fakir kalışımızdadır. Üstad da diyor ki: “Bizim üç düşmanımız var birincisi fakirlik, ikincisi tefrika, üçüncüsü de cehalet.”2 Ne olursa olsun bu ülke iyi idare edilemediğinden, oldukça fakir kalmıştır.

İkincisi de Türkiye uzun yıllar boyunca cehalet içerisinde kalmıştır. Öyleyse biz de tıpkı Japonlar gibi dünyanın değişik yerlerine “şedd-i rihâl” ederek o ülkelerde olan ilim ve teknoloji adına ne varsa onu kendi ülkemize taşımalı ve ülkemizi bir an evvel mamûr etmeliyiz. Bunu yaparken de sadece Allah’ın rızasını kazanmayı düşünmeliyiz. Çünkü Allah (celle celâluhu), mü’minlerin, başka milletlerin sultası altında yaşamalarına razı değildir. Evet başkalarının hâkimiyetleri altında yaşayanların, her an Allah’ın gazabına uğrama ihtimalleri söz konusudur.

Böyle olunca, mü’min her zaman ciddî bir gayret-i diniye ile; işte ben yurdumu, yuvamı anne-babamı terk ediyor ve başka bir ülkeye gidiyorum. Transfer edilecek şeyi transfer edip onu ülkeme getirmeli ve bir an evvel şu mazlumlar, mağdurlar, mağmumlar ülkesini gadirden, kederden, zulümden, ezilmişlikten kurtarmalıyım –tabiî Allah’ın izni, inayeti ile ve O’nun rızası için– düşüncesiyle hareket etmelidir.

3