İkinci husus, Allah Resûlü, böylesine gökler ötesi, aşkın bir yolculuğa çıktığında, O’nun bütün iç buud ve derinlikleri harekete geçirilmiş ve O’na zaman ve mekân üstü bir yolculuk yaptırılmıştır. Kadı Iyaz, Efendimiz’in mekânsızlıkla alâkalı hayretlerinden bir tanesini ifade ederken, O’nun “Ayağımı nereye koyayım?” sorusuna, “Bir ayağını diğer ayağının üzerine koy.” denildiğini nakleder ki, bu da Kur’ân-ı Kerim’deki قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنٰى9 hakikatiyle alâkalı tevcihlerden biri sayılan imkânla vücup arası mertebe demektir. Bunun mânâsı şudur: Hz. Muhammed Mustafa’nın (sallallâhu aleyhi ve sellem) ilâh olması mümkün değildir. Zira O, Allah’ın yüce bir kulu ve şerefli bir peygamberi olmakla beraber netice itibarıyla yiyen, içen, uyuyan, yürüyen bir insandır. Ne var ki bu Ufuk İnsan, Bûsayrî’nin de ifadeleriyle “Bir beşerdir, ama herhangi bir beşer gibi değildir; O, taşlar arasında tıpkı yakut gibidir.”
Evet, sıradan bir insan olmayıp, insanlık değerlerini aşan Efendimiz, şayet yüz binlerce buudu ile açılmışsa, yani beyninin bütün fakülteleri ile her yere ulaşıp her konuşmayı bir anda dinleyebilecek bir mertebeye ulaşmış ya da nûrâniyetiyle bin makamda birden bulunmuşsa, O’nun miraca çıkıp geriye dönmesi için bir lâhza bile yetecektir. İşte bu açıdan bakıldığında O’nun miraçtan dönüp yatağını sıcak bulması da gayet normaldir.
Dipnotlar
- 9 Necm sûresi, 53/9.