İçeriğe geç

Kur’ân’ı Kerim, mevzuyla alâkalı şöyle buyurur: سُبْحَانَ الَّذِۤي أَسْرٰى بِعَبْدِه۪ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الْأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَۤا إِنَّه هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ“Bir gece, kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye (Muhammed) kulunu Mescid-i Haram’dan, çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya götüren Allah, noksan sıfatlardan münezzehtir; O, gerçekten işitendir, görendir.”7

Evvelâ şunu belirtelim ki, Kur’ân-ı Kerim’de geçen her tesbih sözü, esbâp yolu ile şirke girmeye karşı bir tavrın ifadesidir. Burada da sûre, tesbih lafızlarıyla başlamakta ve ilk plânda açık-kapalı şirke karşı bir tavır belirlenerek sebeplerin birer perde olduğu vurgulanmaktadır. Evet, Efendimiz’in miracı, hatta Mescid-i Haram’dan Mescid-i Aksâ’ya seyahati (isrâ) dahi tamamen sebepler üstüdür. Dolayısıyla onun hızı, hayalin, ışığın ve ruhun süratiyle kıyas edilmeyecek ölçüdedir.. evet o hızın keyfiyeti, ancak Allah’ın bilebileceği bir husustur. Dolayısıyla o gece Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem),

“ Sebepleri esvâb gibi sırtından attı Müsebbibü’l-Esbâbla miraç yaptı.”

mısralarıyla ifade edildiği gibi tamamen sebepler üstü bir yolculuk yapmıştır. Ayrıca Cenâb-ı Hak, İsra sûresine 8سُبْحَانَ الَّذِۤي beyanıyla başlamak suretiyle kullarına bir tembihte de bulunmakta ve âdeta “Her şeyden önce şirki kafanızdan atın ve iyi bilin ki, bunu şu âlemlerin nizam ve intizamını her an elinde tutan Allah (celle celâluhu), sebepleri, tabiatı ve eşyayı aşan bir güçle gerçekleştirmiştir.” demektedir.

2