Öte yandan mü’minin hizmet anlayışı, fahirlenmesine müsait değildir. Devâsâ kamet de, bu büyük hakikatleri hiçbir zaman kendisinin temsil ettiğini kabul etmemiş ve “Hem deme ki, ‘Ben mazharım. Güzele mazhar ise güzelleşir.’ Zira, temessül etmediğinden, mazhar değil, memerr olursun.”5 demiştir. Aynen bunun gibi bizim üzerimizde görünen güzellikler de tamamen o Güzeller Güzeli Yüce Yaratıcı’ya aittir. Üstad, başka bir yerde de, “Sen müzekkâ olmadığından kendini ‘Allah bu dini bazen fasık ve fâcirlerle de teyit eder.’ hadisinde anlatılan o racül-ü fâcir bilmelisin.”6 diyerek mevzuya ayrı bir buud kazandırmıştır. Cenâb-ı Hakk’ın çok büyük hizmetler lütfettiği bu büyük insanlar, hizmette kendilerini böyle bilirlerse, bize nasıl düşünmek icap eder, onu sizin takdirlerinize havale ediyorum.
Bize fahr, gururlanma, kibir, ucbun altında kalıp ezilme değil; tevâzu, mahviyet, hacâlet ve
“Değildir bu bana layık, bu bende,Bana bu lutf ile ihsan nedendir.” (M. Lütfi)
demek yaraşır.
Evet bize göre şirkin en hafifi “nahnu” (biz), hiç şirke girmeme de “hüve”dir (O). Yatarken, kalkarken, otururken, düşünürken, gözlerini açarken-kaparken hâsılı hayatın her safhasında hep “O” deyip durmalı ve her lahza vahdet-i şuhûdcuların ifadesiyle “Heme ezost = Her şey O’ndan.” duygu ve düşüncesi içinde olmalıyız.
Dipnotlar
- 5 Bediüzzaman, Sözler s.244 (On Sekizinci Söz, Birinci Makam, Birinci Nota).
- 6 Bediüzzaman, Sözler s.515 (Yirmi Altıncı Söz, Hatime).