İşin enteresan tarafı ise, günümüzde çokça üzerinde durulan ve dinin bir aslı gibi insanlara sunulan sarık mevzuunda bile Efendimiz’in, Buhârî, Müslim gibi mevsuk hadis kitaplarında rivayet edilen bir işareti dahi olmamıştır. Bu mevzuda sadece, Efendimiz’in Mekke’ye girerken başında siyah bir sarığın olduğu ve hafifçe arkaya sarkıttığına dair bir rivayet vardır.2 Sarıkla namaz kılmanın yirmi beş veya yirmi yedi derece,3 hatta yetmiş yedi derece4 daha faziletli olduğuna dair rivayetlerin hepsi Ümmühât’ta (temel hadis kaynakları) değil, Zevâid’de (tâlî kaynaklar) geçmektedir. Haddizatında bütün bunlar teferruata ait meselelerdir ve işi zorlaştırıcı şeylerdir. Ancak sakala dair bir hayli rivayet vardır ve bu yüzden Hanefi fukahası o mevzu üzerinde oldukça hassasiyetle durmaktadırlar; durmakta ve sakalın olduğu gibi bırakılması gerektiğini ifade etmektedirler. Ne var ki, Hanefi fukahâsının bunca hassasiyetine rağmen, bu mezhebe müntesip dünya kadar insan da sakal bırakmamıştır. Muhammed Ebu’z-Zehra, sakalı Efendimiz’in âdet-i seniyyelerinden biri olarak değerlendirir. Dolayısıyla “Bir insan bu âdete uyma düşüncesiyle sakal bırakırsa sevap kazanır.”5 der. Bu yüzden, sakal bırakmayana, sarık sarmayana, şalvar giymeyene günah işliyor demek sertçe bir yaklaşım olsa gerek. Zaten, bir insanın arkasından, ona günah işliyor demek, gıybettir. Gıybetin haram olduğu ise kat’îdir.
Bu sözlerime bakarak, benim bunların aleyhinde olduğum zannedilmemeli; hiç kimse için de düşünülmemeli; ne var ki dinin vaz’ettiği kriterlere saygıda da kusur edilmemelidir. Evet bunlar, her ne kadar Efendimiz’e ait birer âdet-i seniyye olarak değerlendirilse ve O’nunla irtibatımızın, O’na bağlılığımızın bir ifadesi sayılsa da, meselenin yerinin dinî kriterler açısından çok iyi bilinmesi de zarûrîdir.
Dipnotlar
- 2 Müslim, hac 453; Ebû Dâvûd, libâs 21.
- 3 Bkz.: İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 37/355; el-Münâvî, Feyzu’l-kadîr 4/225.
- 4 Bkz.: ed-Deylemî, el-Müsned 2/265; es-Sehâvî, el-Makâsıdü’l-hasene s.423.
- 5 Bkz.: Müslim, tahâret 56; Tirmizî, edeb 14.