Ameli esas alan ve insan iradesine önem verenlere, hususiyle de Ehl-i Sünnet içinde Maturidîlere göre, öncelikle muhibbiyet, yani ferdin Allah’ı sevmesi, sonra da Allah tarafından sevilmesi gelir. Batı’da bu esası aynen kabul eden düşünürler olduğu gibi, aksi de sözkonusudur. İster öyle ister böyle, sonuçta kişi için önemli olan şey; Allah’ın rızasını elde etmek ve O’nun sevgisine ulaşabilmektir. Bediüzzaman Hazretleri, bir anlık rü’yet-i cemâlin, binlerce senelik Cennet hayatına bedel olduğunu söyler.3 Hâlbuki Cemâlullah’ı müşâhede, cennette mü’minlere lütfedilen en büyük pâyedir. Mü’minler cennet yamaçlarında, Cenâb-ı Hakk’ı bizim dünyada kavrayamayacağımız bir müşâhede ile müşâhede ederler ve her temâşâda o tecellîye mazhariyetin ayrı bir buudunu yaşarlar. Cennet hayatı ki, onun da bir saati binlerce dünya hayatına bedeldir. Allah rızasına gelince o, bütün bunlardan daha öte bir mazhariyettir. Kur’ân-ı Kerim’de onun büyüklüğü; وَرِضْوَانٌ مِنَ اللّٰهِ أَكْبَرُ“Allah’ın rızası her şeyden büyüktür.”4 âyetiyle ifade edilir. Mesele gidip Hak hoşnutluğuna dayanınca, bizim hayatımızda da her şey gidip Allah’ın rızasına bağlanmalı, ona göre plânlanıp hep rıza yörüngeli olmalıdır.
Dipnotlar
- 3 Bediüzzaman, Mektubat s.260 (Yirminci Mektup, On Birinci Kelime).
- 4 Tevbe sûresi, 9/72.