İ’lâ-yı Keli̇metullah Ve Rıza-yı İlâhi̇
İman ve Kur’ân hizmeti için çalışma ve gayret gösterme, sadece Allah rızası için olmalıdır. Zira kullukta en önemli mertebe, rıza-yı ilâhî mertebesidir. Bu itibarla da insan, hayatı boyunca hep onu yakalama ve elde etme peşinde olmalıdır. Bu mertebe, tasavvuftaki “nefs-i mutmainne” pâyesiyle de irtibatlandırılabilir. Evet, Cenâb-ı Hak: يَۤا أَيَّتُهَا النَّفْسُ الْمُطْمَئِنَّةُاِرْجِعِۤي إِلٰى رَبِّكِ رَاضِيَةً مَرْضِيَّةً“Ey mutmain olmuş nefis, sen O’ndan razı O da senden razı olarak Rabbine dön!..”1 buyurarak buna işaret eder. Bu itminanı elde etmiş sahabe efendilerimiz için de: رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ“Allah onlardan razı, onlar da Allah’tan.”2 ifadesi kullanılır ki, bu da rıza vasfının çok önemli olduğunu gösterir. Bu konu üzerinde hemen bütün büyük mutasavvıf ve âlimler kemâl-i hassasiyetle durmuş ve rıza mertebesinin ihlâs ve muhabbet pâyesi olduğunu vurgulamışlardır. Bunlardan İmam Rabbânî hazretleri, Mektubat’ın hemen pek çok yerinde “muhibbiyet” ve “mahbûbiyet” makamlarından bahseder ve ardından da rıza mertebesinin, bu makamlardan daha ileri olduğunu vurgular.
Muhibbiyet, Allah’ı sevme; mahbûbiyet de Allah tarafından sevilme makamıdır. Bu makamlardan hangisinin mebde’, hangisinin müntehâ olduğu hususunda çeşitli açıklamalar yapılmıştır. Meselâ Râbiatü’l-Adeviyye, Allah’ın sevmesinin önce geldiğini söyler. Ona göre Hz. Allah’ın bir insanı sevmesi sayesinde, o insanın da Allah’ı sevmeye başlaması söz konusudur ki, buna göre insan, evvela mahbûb, sonra da muhib olur.
Dipnotlar
- 1 Fecr sûresi, 89/27-28.
- 2 Beyyine sûresi, 98/8.