İçeriğe geç

Öyle ise, bu dünyada sebeplere riayette o kadar hassas davranılmalı ve kusursuz hareket edilmelidir ki, dışarıdan bakanlar, “Bunların hepsi birer sebepperest.” demeli; Müsebbibü’l-Esbâb olan Allah’a, sebepleri hiçe sayarcasına öylesine bir teveccüh ve tevekkülde bulunulmalıdır ki, bu defa da “Bunların hepsi cebrî gibi hiçbir sebebi kabul etmiyor ve her şeyi Allah’a veriyorlar.” demelidirler. Böyle bir tavır, Müsebbibü’l-Esbâb’la, O’nun vaz’ettiği sebepler arasındaki muvazeneyi kavrama açısından çok mühimdir. Nitekim bu tavrı, Allah Resûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatında da müşâhede ederiz. Meselâ, Nebiler Serveri, bir taraftan, bütün savaşlarında birbirinden farklı fevkalâde tabyalar kurması ve üst üste iki zırh giymesi..1 vb. misallerde görüldüğü üzere sebeplere âzamî derecede riayet göstermiş; diğer taraftan da sanki hiçbir şey yapmamış gibi ellerini açmış ve “Bu orduyu bozguna uğratma!” diyerek Rabbine dua dua yalvarmıştır. Böylece Müsebbibü’l-Esbâbla sebepler, esbâba riayet inceliğiyle Müsebbibü’l-Esbâb’a itikadın iltisak noktası haline gelmiştir; gelmiş ve gerçek bir Tevhid anlayışının ifadesi olarak denge tam korunabilmiştir.

3. Devam ve temâdî

Cenâb-ı Hakk’ın inayeti için riayet edilmesi gereken önemli dinamiklerden biri de, ulaşılmak istenen hedef (Allah rızası) istikametinde sarf edilen ceht ve gayretlerin devam ve temâdîsidir. Zira çok çalımlı başladığı halde temsilcilerinin üç adım sonra ya yorulmalarından, ya bıkmalarından veya ülfete takılıp çalışmayı bırakmalarından dolayı tam semere hasıl olacakken son bulan nice dava ve hizmetler vardır ki, sahiplerinin başına yıkılarak birer tarihî malzeme olmuşlardır.

4. Vifâk ve ittifak

2