Konunun bize ait yönlerine gelince; içtimaî hayatın, nizam ve ahenk içinde yürümesinin, ailevî huzurun temin edilmesinin, her yaş ve başta ferdi huzurun sağlanmasının en güçlü ve tutarlı müeyyidesi, öldükten sonra dirilme hakikatine inanmaktadır. Evet haşr ü neşr akîdesinin olmadığı bir yerde fert, kat’iyen huzur içinde olamaz. Buna, “inanmayanlar da huzur içinde olamaz” diyebiliriz. Hatta bu akîde üzerine oturtulamamış bir toplumun da huzurlu olduğu söylenemez.
Evet, haşr ü neşr akîdesi gereği, dirilme, Rabbin huzurunda hesap verme, defterini sağ elinden alıp cennete girme, Rabbimizin cemalini görmeye namzet olma gibi.. hususlar, ümitli ve huzurlu bir yaşama adına çok önemli esaslardır. Bir insan ötelere ait bu mazhariyetlere inanıyorsa, hem Rabbin istediği istikamette yaşayacak hem de hep huzur içinde olacaktır. Şöyle ki, bir ferdin kalbinde öldükten sonra o dirilme inancı ve inanç çizgisinde amelleri varsa, o fert, ahirette ölümsüzlük içinde yeni bir gençlik kazanacak, burada inkişaf ettirdiği duyguları orada kendisine iâde edilecek, Rabbi uğrunda, dünyada gösterdiği bütün cehd ve gayreti değişik değişik cennet nimetleri halinde kendisine sunulacaktır. Bu, وَأَنْ لَيْسَ لِلْإِنْسَانِ إِلَّا مَا سَعٰى“İnsan için kendi çalışmasından başka bir şey yoktur.”1 âyetinin tam anlamıyla zuhuru demektir.
Dipnotlar
- 1 Necm sûresi, 53/39.