İçeriğe geç

Buraya kadar arz ettiğimiz bu hususları biraz daha açacak olursak, mantık, aklın bir boyutudur. Bizler onu ilk defa tasavvurî yönüyle tanımışızdır ve tanırız. Bu bir ölçüde arkasında Yunan filozofu Aristo’nun bulunduğu yaklaşım demektir. Ne var ki, mantık telakkisi tarih boyunca hep değişkenlik arz etmiştir. Descartes, Bacon, Bernard Russel vb. Batılı düşünürler, Aristo’nun tasavvurî mantık anlayışından başka bir de tatbikî mantık, riyazî mantık gibi kavramlarla ifade edilen alternatif mantıklar üzerinde durmuşlardır.

Bizim dünyamızda, Bediüzzaman Hazretleri “Kızıl Îcaz” kitabında tatbikî mantık ile riyazî mantık arası yeni bir anlayış ortaya koymuştur. Bana göre medreselerde hâlâ Aristo’nun tasavvurî mantığının kem küm edildiği bir dönemde, Üstad Hazretleri’nin, bunu aşarak yeni bir mantık anlayışı ortaya koyması, onun, çağının çok çok önünde olduğunu göstermektedir.

Mantığın tarihî gelişim süreci, temsilcileri, eserleri, sistemi vb. yönlerini bir kenara bırakarak şimdi biraz da, “Mantık ve boşluk” kavramları arasındaki münasebet üzerinde duralım:

Bugüne kadar birkaç defa ifade etmeye çalıştığım bu husus, özellikle günümüzde daha da önem arz eden bir konu hâline geldi. Bir kere, İslâm’ın gerçek hüviyetiyle çok az bilindiği bir devirde yaşıyoruz. Böyle bir dönemde ilâhî kaderin sevkiyle dünyaya gelen bizlerin gerek ferdî gerekse içtimaî alanda başarıya ulaşması büyük ölçüde mantık, muhakeme ve his boşluklarına meydan verilmemesine bağlıdır.

2