Yine bir âyet-i kerimede: “(Ey Habibim!) İman edenlere söyle: Allah’a kavuşup, yaptıkları her şeyin hesabını vereceklerine inanmayanlara karşı daha müsamahalı olup, onları bağışlasınlar.”3 buyrulur. Bu aslında, sizin de vicdanınızın sesidir.. evet, siz, âmâ bir insanı gördüğünüz zaman, tekme vurup onu döver misiniz, yoksa elinden tutup yol mu gösterirsiniz?
Bu itibarla, geleceğin fikir işçilerine düşen vazife, toplum içinde yaşanan değişik çarpıklıklara yeniden âhenk kazandırmak, Türkiye’de bozulmak istenen âhengi korumak, nâhoş görünen her şeyi basiretle karşılamak, خُذْ مَا صَفَا وَدَعْ مَا كَدِرَ“Temiz ve hoşa giden şeyleri al, hoşa gitmeyen bulanık şeyleri terk et.” sözünde olduğu gibi, hoşa gitmeyen şeylere karşı lâkayt kalıp, herhangi bir hâdiseye, kavgaya, gürültüye sebebiyet vermemektir.
Eğer bu hâli bundan sonra da devam ettirebilirsek, çok kısa zaman içinde şu anda varılmış olan noktadan daha ötelere ulaşmamız mukadderdir. Elbette ki, bu âhengi bozmak için dıştan ve içten pek çok menfi teşebbüs olacaktır. Ama biz, hoşgörünün devamı için ölüp ölüp dirilecek ve bunu bozdurmamaya çalışacağız. Her yerde tufan tufan sevgi soluklayacak, sevgi ile insanların gönüllerine ve gözlerine akmaya bakacak, herkesi gerçekten sevgi ile kucaklayacak ve inşâallah 21. asra, hoşgörü asrı dedirteceğiz. Bu konuda öyle bir hırsımız var ki, böyle bir iki seneye razı olacak değiliz; biz bir iki asrı, hatta kıyamete kadar gelecek bütün asırları hoşgörü asırları hâline getirmeye karar vermişiz ve bu yoldan dönme niyetinde de değiliz.
Dipnotlar
- 3 Câsiye sûresi, 45/14.