İçeriğe geç

Allah (celle celâluhu), kâinatı sevgi üzerine yaratmıştır. Sevgi, varlığın sebebi, özü ve varlıkları birbirine bağlayan en güçlü bir bağdır. Kâinat içinde her şey Allah’ın sanatıdır. Öyleyse eğer siz, Allah’ın sanatı olan insanlara sevgiyle yaklaşmazsanız, Allah’ı, Allah’ı sevenleri ve Allah’ın sevdiklerini rencide etmiş olursunuz. Meselâ, Picasso gibi bir ressamın resmine karşı hem Picasso’yu hem de onu sevenleri rencide etmiş oluruz. Yine meselâ el-Hamra Sarayı’nın mütenahiden nâmütenahiye, yani sonludan sonsuza açılışını çizgi çizgi ifade eden nakışları karşısında lâkayt kalırsanız o sanata ve onun sanatkârına karşı saygısızlıkta bulunmuş olursunuz. Aynen onun gibi, bu kâinat her yanıyla baş döndürücü güzellikleri, debdebe ve ihtişamı ile nakış nakış Allah’ın sanatıdır.

Bu açıdan, insan da hayvan da diğer canlılar da hatta cansızlar da, sevgiyle kucaklayıp bağrımıza basmaya değer mahiyette yaratılmıştır. Onlara karşı alâkasızlık ya da hafife alma, dolayısıyla Sanatkâr’a karşı bir alâkasızlık ve Sanatkâr’ı hor ve küçük görme demektir. Oysa bizim varlığa ve diğer insanlara yaklaşımımız, yaratılanı Yaradan’dan dolayı sevme esasına dayanır. Dolayısıyla, eğer Müslümanlar olarak karşımızdakilere kılıçtan, kalkandan, öldürmeden, kesmeden bahsediyor ve bu şekilde onlarla aramızda uçurumlar meydana getiriyorsak, evet eğer böyle bir şey olmuşsa, biz temelde kendi çizgimizden kaymışız demektir.

Ancak şükranla yâd etmeliyiz ki yitirilmiş cennetin emarelerinin zuhur ettiği şu günlerde, kaybettiğimiz diğer vasıflarla beraber hoşgörüyü de yeniden bulur gibi olduk ya da İslâm’ın ruhunda olan, Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem) vasıtasıyla Kur’ân’da bize anlatılan hoşgörüyü, diğer vasıflar gibi yeniden bir kere daha keşfediyoruz.

2