İçeriğe geç

Ya bunlar hakkında duyduğu kötü sözlere dayanamayıp dua eden Sa’d b. Ebî Vakkas, o da Allah Resûlü’nün dayısının oğluydu. Allah Resûlü, Uhud’da ona ok atmasını söylerken “At, anam babam sana feda olsun!”54 demişti. Yaptığı her dua mutlaka kabul oluyordu. Onun için herkes Sa’d’ın bedduasından tir tir titrerdi.55 İşte bunların hepsi, haklarında ‘hüsnâ’ sebkat etmiş insanlardı.

Yani, kapıyı çalmadan rahmet kapısından içeriye girecek, ilâhî iltifatın eteklerini öpecek, dudakları o bezm ile mütebessim Cennet’e alınacaklardı.

Hâsılı, insan ne yaparsa yapsın, daha önce kendisi için yazılandan öte bir şey yapamayacaktır. Ancak bu yazma, onu yapmaya mecbur kılan bir haricî zorlama olarak değerlendirilmemelidir. Yukarıda da ısrarla söylediğimiz gibi, Cenâb-ı Hak, ezelî ilmiyle kulun ne yapacağını önceden bildiği için, kader defterini ona göre yazmıştır. Haklarında hüsnâ ve güzel netice hükmü verilenler için de durum daha farklı değildir. Allah (celle celâluhu), onların iradeleriyle yapacakları güzel ve iyi işleri bildiği için onlar hakkında böyle güzel bir neticeyi tayin ve takdir buyurmuştur. Çünkü O, Allâmü’l-Guyûb’dur. Bütün gizli-âşikâr her şeyi sadece O bilir. Hem de O, varlık henüz yaratılmadan önce bilir. Ve bildiğini kader defterinde yazdıklarıyla gösterir. Sonra da kul, teker teker Cenâb-ı Hakk’ın bildiği üzere işleyeceklerini işler. Bunları da melekler amel defterlerine kaydederler. Her iki defter de birbirinin aynısı olarak tecellî eder. Cenâb-ı Hak, bizleri de haklarında ‘hüsnâ’ sebkat etmiş kulları zümresine ilhak eylesin! Âmin.

54