Onun için biz bu kitapta, insan iradesinin söz konusu olduğu kaderden bahsetmiş olacağız. Netice itibarıyla da, cüz-i ihtiyarî hakkında eskiden beri zihinlere takılan bazı sorulara cevap arayacağız. Sözün başında Rabbimiz’den niyazımız, bizi Ehl-i Sünnet anlayışı içinde bir kader anlayış ve anlatışına muvaffak kılmasıdır. Zira bizi böyle bir mevzuda muvaffak kılacak olan sadece O’dur. Vesilemiz ise ancak aczimiz ve ihtiyacımızdır.
1. KADERİN LÜGAT VE ISTILAH MÂNÂLARI
Kader, kelime olarak, ölçme, takdir etme, biçime koyma ve şekillendirme gibi mânâlara gelir. Arapçada قَدَرَ (Ka-de-ra), takdir etti, hisselere ayırdı ve herkese payını bölüştürdü mânâsına gelirken bir de aynı kelimenin, “güç yetirdi, muktedir oldu” gibi mânâları vardır. Kelime “Tef’il” babına nakledilince قَدَّرَ (Kad-de-ra) olur ki o zaman mânâsı “hükmetti, hükmünü geçirdi ve kazada bulundu” şeklinde olur. İşte kelimenin bu lügat manasından çıkış yaparak “Kader”e ıstılah olarak şöyle bir tarif getirilebilir:
“Kader, Allah’ın (celle celâluhu) kaza olarak takdir ve hükmettiği şeydir.”
Aşağıda kaydettiğimiz âyet-i kerimeler de bu tarifi teyit eder mahiyettedir:
“Gaybın anahtarları O’nun katındadır, onları ancak O bilir. Karada ve denizde olan her şeyi bilir. Düşen yaprağı, yerin karanlıklarında olan taneyi O bilir. Yaş kuru ne varsa hepsi “Kitab-ı Mübîn”dedir.”1
Dipnotlar
- 1 En’âm sûresi, 6/59.