Temiz ve nezih bir hayat yaşamıştı. O esnada gurbetteydi. Ona şehadet kazandıracak bir hastalığa dûçâr olmuştu. Son anında sevdiği, ağzı dualı insanlar yanındaydı. Sanki Cenâb-ı Hak, onu Cennet ehli kılmak için bütün şartları hazırlamıştı.
Zaten hacca gitmiş ve orada hastalanmıştı. Türkiye’ye döndüğünde yakınlarının yüzünü göremeden İzmir’de hastaneye yatırılmıştı. Zâhiren mağduriyet içindeydi; ama çok büyük bir kazanç onu bekliyordu. (Ben şahsen, zâhir hâli itibarıyla, onun imanına şehadet ederim… Ahirette de onun imanına şehadet etmeye hazırım.. tabiî o fırsatı verirlerse…) Eğer kişi Cennet ehliyse, Allah onun son amelini Cennet ehlinin ameli kılacak ve amel defterini öyle kapatacaktır. Ama durum bunun aksine ise, netice de aksine olacaktır. Cenâb-ı Hak, bizi kötü yolun encamından muhafaza buyursun ve bizleri Cennet ehlinin amellerine muvaffak eylesin.. teçhiz buyursun. Âmin!
İnsan iradesi ile Cenâb-ı Hakk’ın yaratması hususuna yukarıda kısaca temas etmiştik. İrade dediğimiz şey, keyfiyeti bizce meçhul, izafî bir varlık. Bu mânâdaki irade, Allah’ın yaratmasına şart-ı âdi kılınmış ve bu yönüyle de o bir değer ve kıymet kazanmıştır. Ama iradenin, meydana gelen fiillerde fonksiyonu nedir?
İşte bu husus hiçbir zaman tam ve kesin hatlarıyla tespit edilememiştir. Anladığımız ve tespit ettiğimiz husus şudur: Allah (celle celâluhu) bizi iyi amellerimizle Cennet’e, kötülüklerimiz neticesinde de –Allah korusun!– Cehennem’e sevk edecektir. Ebrar Cennet’e ehil hâle gelirken, füccar da kendi iradeleriyle Cehennem’e müstehak olacaklardır.33 Ama bu noktada insan ne yapar? İnsanın, iyi ve kötü şeyler üzerinde müdahalesi ne kadardır? Yaratan Allah olduğuna göre, insanın sebebiyet vermesine hangi ölçüde itibar edilir? Bütün bunların bilinmesini biz, “Allâmü’l-Guyûb” olan Allah’a havale etmek zorundayız…
Dipnotlar
- 33 İnfitâr sûresi, 82/13-14.