“Hayır, şüphesiz bu Kur’ân bir öğüttür. Dileyen kimse öğüt alır. Allah dilemeksizin öğüt alamazlar. O, kendisinden korkulmaya daha layıktır ve bağışlamaya da daha ehildir.”46
İmam Gazzâlî, “Ben yapmıyorum; fakat diliyorum.” diyenlere şu cevabı verir: “Peki, dilemeyi veren kim?”
Biz mükellefiz, iş yapıyor gibiyiz. Fakat bu mükellefiyetimizin sınırını ancak bize bu mükellefiyeti veren Allah bilir.
O bize, hayır ve şerre medar olabilecek bir şey vermiş. Ama bu şey, yüz müdür, astar mıdır belli değil… Fakat görülüyor ki, bu şey üzerinde göz kamaştırıcı atlaslar dokunuyor ve bu şeye sahip olana krallık taçları takılıyor. Evet, bu şey bir yönüyle hiçbir şey, bir yönüyle de çok şey… Böyle düşünmek düşüncede cem’in gereğidir. Meseleyi her iki yönüyle ele alan kader mevzuunu cem etmiştir. Meseleyi bu şekliyle ele almayanlar ise ya Cebrî ya da Mutezilî olmuştur.
Sebkat etmiş bir kitap vardır. Keyfiyeti bizce meçhul olan bu kitabın yanında, bir de yine keyfiyeti bizce meçhul boynumuza takılmış bir kitap daha vardır. Hayrı da şerri de yaratan Allah’tır. Fakat O’nun hayra rızası var, şerre rızası yoktur. Şerri isteyen, insandır. Allah, insanın şer işlemesini istemez. Fakat insan şerri isteyince, O da yaratır.
8. İsterseniz şimdi de bu hususu müşahhaslaştıracak bazı misaller arz edelim:
“Siz ve Allah’tan başka taptıklarınız, Cehennem’in yakıtısınız, oraya gireceksiniz.”47
Dipnotlar
- 46 Müddessir sûresi, 74/54-56.
- 47 Enbiyâ sûresi, 21/98.