İçeriğe geç

Haset böyle sürüp gittiği takdirde birkaç kişiye karşı olan bu çekememezlik hissi zamanla büyür, genişler; sonra da düşünce ve hissiyat ufkunu tamamen kuşatarak insanı bütün iyiliklere, güzelliklere sövüp sayan bir saldırgan hâline getirir. Hatta bazen hâsid kimse, kıskandığı insanlar müslüman olmasına rağmen, her fırsatta onlara hakaretler savurur; sırf kıskançlığından ötürü ehl-i küfürle bir olup haset ettiği müminlere saldırır. Kendi nefsine ait bir darlığın mahkumu olan böyle biri, ahsen-i takvime ait genişliği kat’iyen duyamaz ve iman atmosferinin gerçek rengini asla göremez.

Kibirli bir insan da, kendini büyük kabul ettiğinden dolayı hakiki büyüklerin büyüklüğüne tahammül edemez. Hatta, bir üstadı, bir hocası, bir mürşidi varsa, onu bile hazmedemez. Zâhiren mürşidini takdir eder ve onun ardı sıra yürüyor görünür, ama haddizatında görünüşteki o takdir ve takibinden de içten içe rahatsızlık duyar. Azıcık mürekkep de yalamışsa, “Ben de bir kısım şeyleri biliyorum” der. Bazı insanların, Allah’ın te’yidine mazhar olduklarına ve ilahî inayetle desteklendiklerine hiç inanmaz; benliğini aşıp başkasını kabule yanaşmaz. O hal üzere devam ettiği sürece de, hep bir darlığın pençesinde debelenip durur.

Bu da Bir Darlık

Vicdanı inkişaf etmemiş bir insan, başkalarından gördüğü iyilik ve ihsanları, bir de kendi hata ve günahlarını hemen unutuverir. Kötülük ve kusur adına kendi maruz kaldıklarını ve başkalarına yaptığı en ufak bir hayrı ise aradan seneler geçse de kat’iyen aklından çıkarmaz. En küçük iyiliğini bile on-yirmi sene sonra da olsa hatırlatır ve muhatabını minnet altında bırakır. Yirmi yıl önce duyduğu bir incitici sözü, aradan onca zaman geçmiş olmasına rağmen yine hiç unutmaz; bazı dönemlerde sessiz kalsa bile, fırsatını bulunca ve tedayi ettirici bir durum hasıl olunca hemen eski defterleri yeniden açar, yıllanmış hataları sayıp döker ve insanları mahcup etmekten adeta haz duyar.

Hele bir de, biri gelip de ona, “Falan senin hakkında şunları söyledi” deyince hemen öfkelenir, etrafı kırıp döker, bazılarını defterden siler ve yeniden kine, nefrete kapılır. Vicdanındaki darlık onun geniş ve tutarlı düşünmesine mani olur; olur da, “Ben her halimle mualla ve müzekka bir insan mıyım ki, eleştirilecek yanım olmasın? Hem –hâşâ– “Rahman evlat edindi” diyenler bile çıkmadı mı? Kur’ân’ın ifadesiyle, Rahman’a çocuk isnad etmelerinden ötürü neredeyse gökler çatlayacak, yer yarılacak ve dağlar yıkılıp çökecekti; evlat edinmek Rahman’ın şanına yakışmazdı ama bu âşikâr hakikate rağmen, bazıları Cenâb-ı Hakk’a iftira etmekten bile çekinmediler. Zât-ı uluhiyete bu denli iftiraların atıldığı bir dünyada bana bir şey denmiş çok mu?.” demek suretiyle meseleyi kendi nefsine bakan yönüyle hafifletme yoluna gitmez.

215