Evet, büyüklerdeki bu türlü mülahazalar, benzer hal ve tavırlar hep bu vicdan genişliğinin alâmetidir. Gönülsüzdür onlar, nefisleri hesabına kolay kolay kırılmazlar. Başkalarının kusurlarını ve kendi iyiliklerini hemen unutur; ama kendi hata ve günahlarını, bir de başkalarından gördükleri ihsanları asla hatırdan çıkarmazlar. Hemen her zaman her şeyi etraflıca ele alır, meselelere geniş bir açıyla bakar, hadiselere ve şahıslara mülayim ve müsamahalı yaklaşır ve sinelerini herkese açık tutarlar. İşte, bütün inananlar, vicdan genişliği açısından onlara benzemeye çalışmalı ve o ufku yakalamak için gayret göstermelidirler.
Şu kadar var ki, bir insan, ne denli gönülsüz olursa olsun, ne ölçüde vicdânî inkişafa ererse ersin, yine de kendisini pişmiş, olmuş, ermiş görmemelidir. Bir insanın, bu konuda zirveye ulaştığına ve istenen kıvamı yakaladığına inanması çok tehlikelidir. Aksine o, en müsamahalı davrandığı durumlarda ve en geniş olduğu anlarda bile bir darlığa düşmüş olabileceği ihtimalini nazardan dûr etmemelidir. Sürekli kendini sorgulamalı, “Şurada daha temkinli davranamaz mıydım; şu meselede daha mülayim olamaz mıydım?” türünden suallerle nefsini hesaba çekmeli ve geniş düşünmenin herkes için en selametli yol olduğu mülahazasını hep hatırda tutmalıdır.
Kötü Ahlakın Neticesi
Diğer taraftan; kötü ahlak, insanda darlık hasıl eder. Vicdan, cehalet, kibir, gurur, bencillik, kıskançlık gibi fenalıklar sebebiyle daralır, büzüşür ve bir hodgâmlık dehlizine dönüşür. Mesela; bir insanda çekememezlik ve kıskançlık da diyebileceğimiz “haset” marazı mevcutsa, o kimse, kendisinden başkasının başarısını, zenginliğini, güzelliğini, ilmini, mutluluğunu... çekemez; kendisinde olmasını istediği değişik vasıf veya mevhîbelerin başkasında bulunması karşısında rahatsızlık duyar. Hakk’ın takdirine rıza göstereceğine, kaderî planların kendi heva ve hevesi istikametinde cereyan etmesini ister; hadiseler arzu ettiği gibi gitmeyince de kaderi tenkit eder ve sürekli hezeyan yaşar.