Bundan dolayıdır ki, maruf (hayır, iyilik) sayılan hiçbir şeyi küçük görmemelisiniz. Sizin kurtuluşunuzun hangi amele bağlı olduğunu bilemediğiniz için elinize geçen her fırsatı bir beraat fermanı gibi kabul etmeli ve onu değerlendirmeye çalışmalısınız. Birine tebessüm etmişsiniz, diğerine selam verip gönlünü almışınız, bir başkasına insan diye değer atfederek bağrınızı açmışınız ya da bir su havzında boğulmak üzere olan bir karıncayı kurtarmışsınız... bunlar, bu dünyada küçük işler gibi görünebilir size. Fakat, bütün bu ameller nezd-i uluhiyette birer değer hanesine yerleştirilir ve sizin hesabınıza değerlendirilir. Kim bilir, belki de ötede onların en küçüğü gösterilir ve size “Bundan dolayı bağışlandın!” denilir. Bunlardan biriyle siz de kanatlanır, eskilerin “uçmak” dedikleri, Cennet’e uçarsınız. Madem ki, sizin için rahmetin taşmasına vesilelik edecek son damla, kilidin şifresini çözecek son rakam ve sevap kefesinin ağır basmasını sağlayacak tek zerre mesabesindeki amelin hangisi olduğunu bilmiyorsunuz, öyleyse her hayırlı işe “Acaba bu mu?” şeklinde yaklaşmalısınız.
Aslında, insanın havf ve recâ (korku ve ümit) arası bir yol tutup hayatını dengede sürdürmesi esas olmakla beraber, kalbin her zaman korku ve haşyetle atması daha emin bir yoldur. Şu kadar var ki, şayet insan hata ve kusurlarından dolayı ümitsizliğe düşmek üzere ise ve şeytan ona yeis tuzağı ile yaklaşıyorsa, işte o zaman muvakkaten de olsa “bahane tanrısı” ifadesinin tedayi ettirdiği mülahazalara sığınabilir.
Hasılı, Cennet’in sonsuz nimetlerine kavuşabilmek birkaç yıllık amel ile değil, hâlis bir niyetle ve güç yettiğince iyilik yapma düşüncesiyle mümkün olur. Öyleyse, insan dinin iyi ve güzel kabul ettiği hemen her şeyi yapmaya çalışmalı ve yaptığı her şeyde de kurtuluşuna vesile aramalıdır. Zira o, kendisini hangi amelin kurtaracağını bilemediğinden dolayı, önüne gelen hiçbir iyiliği kaçırmamalı ve yaptığı bütün amelleri ahirete bir sürpriz paketi olarak göndermelidir. Bir gün, bu paketler mutlaka onun önünde bir bir açılacak ve ona gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, insan havsalasının almadığı ne sürprizler ne sürprizler yaşatacaktır.