Bu itibarla da, Allah adı, Cenâb-ı Hakk’ın özel ismidir ve onun ifade ettiği manayı başka bir tabirle dile getirmek de mümkün değildir. Dolayısıyla, tanrı kelimesi, Arapça’daki “ilâh”, Fransızca’daki “dieu”, İngilizce’deki “god” ve Farsça’daki “hudâ” tabirlerinin karşılığı olarak kullanılabilir ama asla “Allah” ism-i şerifinin yerini dolduramaz.
“Bahane” sözüne gelince; bu kelime vesile ve sebep demektir; bir şeyin asıl sebebi yerine ileri sürülen sözde sebep manasına gelmektedir. İhtimal, ecdad, “gerçekle ilgisi olmayan bir mazeret” anlamını içerdiğinden dolayı, bu kelimeyi Zat-ı Uluhiyete nisbet etmekten kaçınmış ve bahane sözü ile Allah ism-i şerifini beraberce kullanmaktan çekinerek çok latif bir mazmunu, ince bir mefhumu “bahane tanrısı” terkibiyle ifade etmişlerdir. Bu açıdan da, bahane sözcüğünü Zat-ı Uluhiyete nisbet etmemek için “Allah” ismi yerine tanrı kelimesini kullanmaları Anadolu insanının Mevlâ-yı Müteâl’e karşı saygısını ve terbiyesini gösteren bir davranıştır.
Bahane Tanrısı
Evet, “bahane tanrısı” tabiri Erzurum başta olmak üzere, bazı bölgelerde çok yaygınca kullanılmaktadır. Bu söz, kullarını affetmek için onlara sürekli tevbe etme fırsatları, günahlardan arınma imkanları yaratan Cenâb-ı Hakk’ın rahmetinin enginliğini nazara vermekte ve insanları, o rahmete mazhar olabilmek için Allah’ın rızasına uygun güzel vesileler edinmeye çağırmaktadır.
Nitekim, Kur’ân-ı Hakîm, “Ey iman edenler! Allah’ın hukukunu gözetin, O’nun hukukunu ihlâl etmekten sakının; O’na yaklaşmaya vesile arayın ve O’nun yolunda mücâhede edin ki korktuğunuzdan kurtulup umduğunuza kavuşasınız.” (Mâide, 5/35) buyurmaktadır. Merhum Elmalılı Hamdi Yazır gibi müfessirler, “vesile” kelimesini, kendisiyle bir gayeye ulaşılan sebep, yaklaşma vasıtası şeklinde tefsir etmişlerdir. Demek ki, mü’minler, Mahbûb-u Hakikî’ye yaklaşmak için daima vesileler aramalı, kendi uzaklıklarını aşma yolunda her fırsattan istifade etmeli, farzlar ve vacipler haricinde daha başka güzel işler ve rıza-yı ilahîye uygun ameller yaparak kendilerini Allah Teâlâ’ya sevdirmeye çalışmalıdırlar. Samimi bir niyetle sürekli kurbet sebepleri araştırmalı, güzel ahlak ve salih amel gibi Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uygun vesilelere tutunmalıdırlar.