Allah (Tebâreke ve Teâlâ), Kur’ân-ı Kerim’de, “Zerre ağırlığınca hayır yapan onun mükafatını alır, zerre kadar şer işleyen de onun cezasını görür.” (Zilzâl, 99/7–8) buyurarak, en küçük bir hayr veya şerrin Hak nezdinde kaybolmayacağını ve mutlaka karşılık bulacağını beyan etmiştir. Her iyiliğin bir ağırlığı ve değeri vardır. Onun için onlardan gafil olmamalı, en küçük bir iyilik fırsatı bile zayi edilmemelidir. Aynı husus kötülükler için de geçerlidir. Bazen küçük gibi görülen bir kötülük de insanın hüsrana uğramasına sebebiyet verebilir. Bu hususa da dikkat çeken ve ümmetini ikaz eden Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, “Bir kadın, ölünceye kadar hapsettiği bir kedi yüzünden azâba uğradı. Hayvanı eve hapsetmiş, ona bir şey yedirmemiş, içirmemiş, yerdeki haşereleri yemesine bile izin ve imkan vermemişti. İşte bu sebeple Cehenneme girdi.” buyurmuştur.
Şifreyi Çözen Amel
Öyleyse, insan iyilik adına yapılan hiçbir şeyi hor görmemesi gerektiği gibi, münker (kötülük) sayılan hiçbir tavır ve davranışı da hafife almamalıdır. Göz ucuyla da olsa harama bakmayı, kulağını harama tevcih etmeyi, dudaklarından Allah’ın sevmediği bir şeyin sâdır olmasını ve iffetsizliğin en küçüğünü bile büyük bir cürüm kabul etmeli; bunlardan biri sebebiyle yuvarlanıp gitmekten korkmalıdır.
İyiliklerin, küçüğünün bile terkedilmemesi hususunda Rasûlullah (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Bir yarım hurma ile, bir güzel sözle olsun, ateşten korunmaya çalışın.” buyurmuştur. Bu nasihat üzerine Hazeti Aişe (radıyallahu anha) bir gün, bir üzüm tanesini sadaka olarak vermiş, “Bunda bile nice zerre ağırlığı vardır!” diyerek, Zilzâl suresinin son ayetlerine işaret etmiş ve o kadarcık bir hayrın bile mutlaka mükafat göreceğini hatırlatmıştır.
Evet, Cuma gününde “vakt-i icâbe” (duaların umumiyetle kabul olacağı saat), insanlar arasında velî kullar, Ramazan ayında Kadir Gecesi, Esmâ-i Hüsnâ arasında da İsm-i A’zam gizlendiği gibi bütün tâat ve ibadetler içerisinde de rıza-yı ilâhîye hangisinin vesile olacağı gizli tutulmuştur. Böylece, inananların sürekli uyanık ve dikkatli olmaları, devamlı ibadet ü tâat içerisinde bulunmaları ve hiçbir iyilik fırsatını kaçırmamaları tembih edilmiştir.