İçeriğe geç

Zannediyorum, necvânın en tehlikelisi, en öldürücüsü ve en kahredicisi ise, bir ya da birkaç Müslümanın bir mü’min veya mü’minler grubu hakkındaki fısıldaşmaları ve fiskoslarıdır. Birkaç kişinin arasındayken bir mü’min hakkında “Huyu huyuma uymuyor; şu yanını tasvib etmiyorum!..” diyerek onu tahkir etmek ve gıybetini yapmak günahtır. Ne var ki, gönülden bir pişmanlığın ardından helallik isteyip istiğfarda bulunmak suretiyle o günahın bağışlanması her zaman ihtimal dahilindedir. Fakat, bir de bir mü’minler grubu aleyhine CD’ler hazırlamak; şeytanın bile aklına gelmeyecek iftiralarla o CD’leri doldurmak; aynı bühtanları gazete, radyo ve televizyon yoluyla da yayarak binlerce lisanla gıybet ve iftira etmek; hatta yalan ve iftira metinlerini dosyalar halinde yurt dışına kadar gönderip Müslümanları ehl-i dünyaya ve inancı dahi olmayan kimselere gammazlamak.. ve sırf bu maksada matuf necvâlar yapmak, her mekanı bir fısıltı meclisi olarak kullanmak, sürekli komplolar ve eylem planları kurgulamak var ki, işte bu türlü şeytanî senaryolarda başrol oynayan kimseler, kutbiyet davasında ve gavsiyet iddiasında bulunan insanlar olsalar bile onların affedilmeleri mümkün değildir. Çünkü, bunlarınki öyle şeytanî necvâlardır ki, yaptıklarının günah olduğu mülahazası bile yoktur onların içinde. Şayet, bir günahın günah olduğu kabul edilmiyorsa, ondan pişmanlık duymak ve istiğfar etmek de söz konusu olmaz, o günah devam eder, gider.. onu işleyen mücrimler de hiç vicdan ızdırabı çekmezler; nedamet hissetmezler; dolayısıyla, tevbe duygusuna da asla yanaşmazlar.

Vakıa, bu türlü zulümlere maruz kalan ve gadre uğrayan mü’minler, gerçekten inanıyorlarsa, zalimlerin komploları karşısında asla ye’se düşmezler. Aksine, “İnkisara kapılmayın, gevşeklik göstermeyin ve tasalanmayın; hiç endişeniz olmasın, inanıyorsanız üstünsünüz!” muştusuyla sürekli inşirah yaşarlar. Ellerinden gelen tedbirleri alır, sa’ye sarılır ve Allah’a tevekkül ederler.

Büyüklerle Özel Mahiyette Konuşmanın Adabı

Necvâ ile alakalı olarak hatırlatmak istediğim son bir husus da, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ile başbaşa görüşmek isteyenlerden az da olsa bir miktar sadaka vermelerinin istenmesi meselesidir. Bildiğiniz gibi Cenâb-ı Allah, “Ey iman edenler! Şayet Rasûlullah ile başbaşa görüşmek isterseniz, bu özel görüşmeden önce bir sadaka verin. Böyle yapmak sizin için daha hayırlı, şaibeden daha uzak, günahlarınızı temizleme yönünden daha uygun bir davranış olur.” (Mücadile, 58/12) buyurmuş ve bu ayet-i kerimeyle özellikle Rasûlullah’a fısıltı şeklinde gizlice bir şey arzetmenin adâbını gözetmek gerektiğine dikkat çekmiştir.

57